* FANİ DUNYA FORUM HABERLER

Gönderen Konu: Cehennemliklerin Hediyesi  (Okunma sayısı 74 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı anadolu

  • Administrator
  • *****
  • İleti: 894
    • www.fanidunya.net
Cehennemliklerin Hediyesi
« : Mart 24, 2025, 04:45:03 ÖS »


Cehennemliklerin Hediyesi

Hz. Aişe (r. anha) validemizden rivayet edilen haberde Peygamberimiz Efendimiz (sas) şöyle buyurmuştur: “Allah cehenneme girmeye hak kazanmış olanları oraya koymak istediğinde, onlara beraberinde on mühür olan bir melek gönderir. Mühürlerde şunlar yazılıdır:

Birinci Mühürde: “Cehenneme girin. Orada ebedisiniz. Ne ölür, ne dirilir, ne de çıkartılırsınız.”

İkinci Mühürde: “Girin azaba!.. Artık size rahat yoktur.”

Üçüncü Mühürde: “Rahmetimden umudunuzu kesin.”

Dördüncü Mühürde: “Temelli üzüntülü, gamlı ve kederli olarak cehenneme girin.”

Beşinci Mühürde: “Elbiseniz ateş, yiyeceğiniz zakkum, içeceğiniz hamim (kaynar su), döşeğiniz ve yorganınız ateştir.”

Altıncı Mühürde: “Gördüğünüz bu ceza; dünyada bana karşı yaptığınız isyanın cezasıdır.”

Yedinci Mühürde: “Cehennemde gazabım (öfkem) daima üzerinizdedir.”

Sekizinci Mühürde: “Pişman olmaksızın ve tevbe etmeksizin yaptığınız büyük günahlardan ötürü size lanet olsun.”

Dokuzuncu Mühürde: “Ateşte şeytanlar daimi arkadaşlarınızdır.”

Onuncu Mühürde: “Şeytana tabi oldunuz, dünyayı istediniz ve ahireti terk ettiniz. İşte bu onun cezasıdır.” (İbn Hâcer el- Askalânî, Münebbihat)

HZ. Aişe (r. anha) validemizden rivayet edilen haberde Peygamberimiz Efendimiz (sas) şöyle buyurmuştur: “Allah cehenneme girmeye hak kazanmış olanları oraya koymak istediğinde, onlara beraberinde on mühür olan bir melek gönderir. Mühürlerde şunlar yazılıdır:

Birinci Mühürde: “Cehenneme girin. Orada ebedisiniz. Ne ölür, ne dirilir, ne de çıkartılırsınız.”

İkinci Mühürde: “Girin azaba!.. Artık size rahat yoktur.”

Üçüncü Mühürde: “Rahmetimden umudunuzu kesin.”

Dördüncü Mühürde: “Temelli üzüntülü, gamlı ve kederli olarak cehenneme girin.”

Beşinci Mühürde: “Elbiseniz ateş, yiyeceğiniz zakkum, içeceğiniz hamim (kaynar su), döşeğiniz ve yorganınız ateştir.”

Altıncı Mühürde: “Gördüğünüz bu ceza; dünyada bana karşı yaptığınız isyanın cezasıdır.”

Yedinci Mühürde: “Cehennemde gazabım (öfkem) daima üzerinizdedir.”

Sekizinci Mühürde: “Pişman olmaksızın ve tevbe etmeksizin yaptığınız büyük günahlardan ötürü size lanet olsun.”

Dokuzuncu Mühürde: “Ateşte şeytanlar daimi arkadaşlarınızdır.”

Onuncu Mühürde: “Şeytana tabi oldunuz, dünyayı istediniz ve ahireti terk ettiniz. İşte bu onun cezasıdır.” (İbn Hâcer el- Askalânî, Münebbihat)

Cehennem... Allah Azze ve Celle’ye isyan edenler için hazırlanmış ve içine ateş doldurulmuş derin kuyulardan oluşan azap yurdu... Ölümün ve hiçbir mutlu anın olmayacağı; üzüntü, acı ve keder dolu ümitsizlikler diyarı...

Cehennemlikler orada öyle üzülürler öyle üzülürler, ki, üzüntüleri ölüm şiddetinde çetindir. Fakat onlar asla ölemezler. Çünkü ölüm öldürülmüştür artık. Allah Rasûlü (sas) bildiriyor: “Eğer üzüntü ve kederden ölecek bir kişi olsaydı cehennemlikler ölürlerdi.” (Müslim, Cennet)

İnsan vücuduna en büyük acı ve ızdırabı ateş verdiği içindir ki, ahirette cehennem ehlinin cezası ateş ile verilecektir. Çünkü onlar; en büyük olan ve kendilerini yaratan Allah (cc)’a karşı en büyük isyanı yapmışlardır. Böylelikle Cehennem, asi kullar için Allah (cc)’ın tutuşturulmuş ateşinin ismidir. Nitekim Rab Teâlâ buyuruyor: “Cehennem ne kötü bir yataktır.” (Bakara, 206); “...O cehennem alevli bir ateştir.” (Meâric, 15)

Hz. Ömer (ra) şöyle anlatıyor: “Cebrail (as) bir gün Peygamberimiz (sas)’in yanına, rengi değişmiş bir halde geldi. Daha önce hiç böyle gelmemişti. Peygamberimiz (sas) Cebrail (as)’e; “Ey Cebrail, sana ne oldu? Seni rengi değişmiş bir halde gördüm!” dedi.

Cebrail (as) şöyle cevap verdi: “Ey Allah’ın elçisi! Ben sana gelirken Yüce Allah cehennemin körüklerinin çekilmesini (ateşinin üflenmesini) emretti. Cehennemin bu hali beni ürküttü.”

Hz. Peygamber (sas), Cebrail’e; “Ey Cebrail! Bana cehennemi anlat.” dedi.

Bunun üzerine Cebrail (as) cehennemi anlatmaya başladı: “Allah Teâlâ cehennemi yaratınca onun ateşi bin yıl boyunca yakıldı, nihayet kıpkırmızı oldu. Arkasından bin yıl daha yakılınca akkor haline geldi. Arkasından bin yıl daha yakıldı. Şimdi o zifiri bir karanlık halindedir. Ne yalazı ne de koru hiç sönmez. Seni hak peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki, eğer cehennemden iğne ucu kadar bir delik açılsa, tüm dünya halkı son ferdine varıncaya kadar delikten sızacak hararetin etkisi ile yanıp kül olurdu. Eğer cehennemliklere giydirilen elbiselerden biri yer ile gök arasına asılsa bu elbisenin yayacağı yüksek hararet ve ağır kokunun etkisi ile tüm dünya halkı ölüverirdi. Cehennem bekçilerinden bir bekçi, dünya halkına görünse, yüzünün çirkinliğinden ve kokusunun kötülüğünden hepsi ölürdü. Cehennem zincirinden bir dirsek boyu kadarı bir dağın tepesine konsa koca dağ yedi kat yerin dibine kadar eriyiverirdi. Eğer bir kişi doğuda cehennem azabını görse, bu kimsenin gördüğü azabın etkisi ile batıda bulunan kimse tutuşurdu. Cehennem yüksek hararetli ve pek derindir. Ziyneti kızgın demir, içeceği kaynar su ile irin ve elbiseleri ateş parçalarıdır.” (Heysemî, Mecmau’z- Zevâid; Taberani, Evsat)

Birinci Mühür: “Cehenneme girin. Orada ebedisiniz. Ne ölür, ne dirilir ve ne de çıkartılırsınız”:

Zebaniler, cehennemlik kulu demir çengeller ve tokmaklarla döve döve cehennem ateşine götürüp atarlar ve kendisine: “Tat (o azabı) çünkü sen, (iddianca) çok ulu, çok şerefli idin.” (Duhan, 49) derler. Etrafı dar, karanlık ve tehlikeli ebedi kalacağınız bu cehennemde iskân edin, denir.

Orada cehennem ateşi yanar. Umdukları helak üzerine helak, kurtuluşları imkânsız, ayakları boyunlarına asılı, günahtan yüzleri kararmış, orada ahu feryat ederek bağrışır ve: “Ey Malik cezamızı bulduk. Bu ateşten demir bukağılar bize ağır geldi ve derilerimiz eriyip aktı, ne olur, bizi buradan çıkar, bir daha isyan etmeyiz” derler. Zebaniler: “Heyhat, kurtuluş ümitleri geçti, siz buradan daha çıkamazsınız. Sesinizi kesin ve konuşmayın. Çünkü siz buradan çıkarılsanız da yine eski halinize, küfür ve isyanınıza döneceksiniz” derler. İşte bu anda ümitleri tamamen kaybolur. Hayattaki fırsatlarını tamamen kaybettiklerinin üzüntüsünü çekerler ve o zamanki pişmanlıkları onlara bir fayda vermez. Yüzükoyun cehenneme yuvarlanırlar. Her yanlarını cehennem ateşi sarar. Yiyecekleri, içecekleri, giyecekleri ve yatacakları ateştir. Onlar, ateş dalgaları arasında katran gömleği içinde, demir tokmaklar altında, zincirlerin tazyikinde kıvranıp dururlar. Tencerenin kaynaması gibi, beyinleri kaynar.

“Vay bize vay” deyip feryat ettiklerinde başlarından aşağı kaynar su dökülür. Vücutları eriyip döküldükçe Allah Teâlâ kendilerine yeni vücut verir. Etler yanar, kemikler çıplak kalır. Ruh ise kemikleri birbirine bağlayan sinirlerde yaşar. Bu durum karşısında tabii ölümü ve yok olmayı çok arzu ederler, ama imkânsız. (Gazali, İhya, c: 4, sh: 955)

Ölümün, yok oluşun ve kurtuluşun hiçbir zaman olamayacağı bu işkence dolu çetin hayat, kâfirler için sonsuza kadar sürüp gidecektir. Nitekim Allah Azze ve Celle buyuruyor: “Günah işleyip de günahın kendisini her taraftan kuşatıp kapladığı kimselere gelince onlar cehennemliktir. Hem de onlar orada devamlı/ebedî kalacaklardır.” (Bakara, 81); “Şu muhakkak ki, Allah kâfirleri rahmetinden kovmuş ve onlara çılgın bir ateş hazırlamıştır. (Onlar) orada ebedî olarak kalacaklar, (kendilerini koruyacak) ne bir dost ne de bir yardımcı bulacaklardır.” (Ahzab, 64)

Tıpkı cennetliklerin; sonsuz bir itaat neticesinde cennette ebedi oldukları gibi cehennemlikler de sonsuz bir isyanın neticesinde cehennemde ebedidirler. Çünkü yaratana karşı isyanları sonsuz olduğu içindir ki, onların oradaki cezaları da sonsuzdur.

Rasûlullah (sas) bildiriyor: “Cehennemlikler, Cehenneme müvekkel melek Malik’e; ’Ey Malik, (söyle de) Rabbin bizim hakkımızda ölüme hükmetsin!’ derler. Malik de onlara:

“Hayır! (Siz burada canlı olarak ebedi) kalıcılarsınız!” (Zuhruf, 77) diye cevap verecektir.” (Tirmizi, Cehennem)

O gün herkes kazancının karşılığı olarak; cennetlikler cennette ve cehennemlikler de cehennemdeki meskenlerine yerleşince, bir daha diriltilmemek üzere ölüm öldürülecektir.

Ebu Said el- Hudri (ra) rivayet ediyor: “Allah Rasulü (sas) şöyle buyurdu: “Kıyamet günü ölüm, alaca bir koç suretinde getirilir. Cennet ile Cehennem arasında durdurulur. Müteakiben; “Ey Cennet ahalisi! Sizler bunu tanıyor musunuz?” denilir. Cennetlikler hemen başlarını kaldırıp bakarlar ve: “Evet, bu ölümdür” derler. Sonra; “Ey Cehennem ahalisi! Sizler bunu tanıyor musunuz?” diye sorulur. Onlar da başlarını kaldırarak bakarlar ve: “Evet, bu ölümdür” derler. Bunu takiben koçun kesilmesi emrolunur ve derhal boğazlanır. Bundan sonra: “Ey Cennet halkı! Cennette ebedi yaşayacaksınız, artık ölüm yoktur. Ve ey Cehennem halkı! Sizler de ebedisiniz, artık ölüm yoktur denilir.” Bundan sonra Allah Rasûlü (sas) şu ayeti okudu: “ (Rasûlüm!) Sen onları pişmanlık ve üzüntü günü hakkında uyar. Çünkü onlar bir gafletin içine dalmış oldukları halde ve henüz iman etmemişken (bakarsın) iş olup bitmiştir.” (Meryem, 39) Allah Rasûlü bu ayeti okurken, gaflet içinde olanları göstermek için eliyle dünyaya işaret etti.” (Buhari, Tefsir)

İkinci Mühür: “Girin azaba!.. Artık size rahat yoktur”:

Azap; pek büyük sıkıntı, eziyet ve şiddetli elem gibi anlamlara gelmektedir. İslâm inancına göre; dünyada günah işlemiş olanlara ahirette verilecek ceza ve eziyettir. Diğer bir ifade ile azap; işlenmiş olunan suç ve kabahate karşı şeriatin tayin ettiği muameledir.

Allah Teâlâ; dünyada iken yaratılış gayesine uymayan ve imtihanı kaybeden insanlar için kazançlarının karşılığı olarak, ahirette devamlı ve büyük bir azap hazırlamıştır. Allah Azze ve Celle bildiriyor: “İşte (haddi aşarak ömrünü) israf eden ve Rabbinin ayetlerine iman etmeyeni böyle cezalandırırız. Ahiretin azabı ise, elbette daha şiddetli ve daha devamlıdır.” (Taha, 127)

Azabın olduğu yerde asla rahat olmayacaktır. Çünkü rahat; kurtuluşun müjdesi olup ancak cennetliklerin kavuşabileceği huzur halidir.

Rahat; insanda üzüntü, sıkıntı ve tedirginlik olmama durumudur. Ayni zamanda; huzur, sevinç ve kolaylık anlamında olup sevgi, mutluluk ve gönül rahatlığı, gönlün yatışması ve nefsin mutmain olması halleridir.

   Rab Teâlâ’nın bildirmesiyledir ki, cehennemlikler sonsuza dek rahat yüzü göremeyeceklerdir.

Üçüncü Mühür: “Rahmetimden umudunuzu kesin.”

Rahmet; Allah Azze ve Celle’nin merhametinin meyvesi olup mahlûkatına bahşettiği her türlü nimetidir. Merhamet de bilindiği gibi; acıma, esirgeme, bağışlama, koruma ve himaye edip şefkatle muamele etmektir.

Kulun, Allah Teâlâ’nın merhametinden mahrum olup O’nun rahmetine erişememesi, Allah (cc)’a olan isyanındandır. Zira Allah (cc)’ın, cehennemlik kulu rahmetinden mahrum etmesinin sebebi; kulun, Allah (cc)’ın hakkını ihlal etmesinden dolayıdır. Böylece asi kul dünyada iken Rahman’ın rahmetini kendisi beğenmeyip tepmiştir. Ahirette de Allah Azze ve Celle, onun dünyada beğenmediği rahmetini ona haram kılmıştır.

Rahmet Nebisi (sas)’nin mübarek müjdesiyledir ki, Rab Teâlâ yarattığı yüz rahmetin doksan dokuzunu ahirete bırakmıştır. (İbn Mace, Zühd) Buna rağmen; asiler bu rahmetten istifade edemeyeceklerdir.

Abdullah İbn Ömer (ra) anlatıyor: “Gazvelerinin birinde Rasûlullah (sas) ile beraberdik. Derken bir kavme uğradı ve “Siz kimlersiniz?” diye sordu. Onlar; “Biz Müslümanlarız dediler.”

Bir kadın tandıra yakacak atmakla meşguldü ve yanında bir oğlu vardı. Tandırın alevi yükselince kadın çocuğu uzaklaştırdı. Sonra kadın Rasûlullah (sas)’ın yanına geldi ve; “Sen Allah’ın Rasûlüsün öyle mi?” dedi. Allah Rasûlü (sas); “Evet” deyince kadın; “Anam babam sana feda olsun. Ey Allah’ın Rasûlü! Allah Erhame’r- Râhimin (merhametlilerin en merhametlisi) değil mi?” dedi. Rasûlü (sas)’tan; “Evet” cevabını alınca bu sefer kadın; “Allah’ın kullarına olan rahmeti, annenin yavrusuna olan rahmetinden daha fazla değil mi?” diye sordu. Rasûlullah (sas) yine; “Elbette” buyurdu. Kadın; “Anne çocuğunu asla ateşe atmaz. (Daha merhametli olan Allah kullarını nasıl cehenneme atar?)” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (sas) ağlayarak başını eğdi. Sonra başını kadına doğru kaldırarak; “Şüphesiz Allah, hak yoldan sapıp O’na itaat etmeye tenezzül etmeyen ve tevhid kelimesini söylemekten imtina eden azgın kulundan başka kullarına azap etmeyecektir.” (İbn Mace, Zühd)

Dördüncüde: “Temelli üzüntülü, gamlı ve kederli olarak cehenneme girin”

Üzüntü; merhametten mahrum olma hali olup mutluluk duygusunun zıttı olan duygusal bir ifadedir.

Gam; üzüntüden doğan tasa ve kaygıdır. Keder ise; acı, elem, dert, sıkıntı, ızdırap ve hüzün demektir. Ahirette hüzün; kalbin, ruhun ve bedenin acılara tutukluluk halidir. Üzüntü, gam ve keder insanın hem maddi hem de manevi kayıplarının semeresi olup yer bitirir insanı. Hele bu geçici olmayıp sonsuza dek sürecek olan bir üzüntü ise...

Unutulmamalıdır ki, kulun ahirette gördüğü karşılık dünyada işlediği amelinin karşılığıdır. Yani kul amelinin esiridir. Rab Teâlâ hayat rehberimiz olan Kur’an-ı Kerimde bildiriyor: “Zulmedenlere; ‘Ebedî azabı tadın! Siz ancak vaktiyle kazanmakta olduğunuzun cezasına çarptırılıyorsunuz.’ denilecektir.” (Yunus, 52)

Dünyada, ahiret kaygısından dolayı duyulan hüzün bir mükâfat olurken ahiretin hüznü acı ve azaptır. Nasıl ki cennet nimetlerinin yanında dünya nimetleri basit birer tadımlık ise, cehennem acısının yanında da dünyadaki acılar yok mesabesindedir. Bir Allah (cc) dostunun ifadesiyle; can verme acısı dünyadaki acıların en büyüğüdür. Fakat bu acı, ahiret azaplarının en hafifinden bile daha hafiftir.

Dünya ahiret saadeti ve kurtuluşu ancak Allah (cc)’ın emrettiği şeriata uymakla mümkün iken; isyan ise her iki dünyada da kayıp demektir.

Ebu Bekir (ra) bildiriyor: “Ben Rasûlullah (sas)’ın yanında oturuyordum. O’na şu ayet indirildi: “Kim fenalık yaparsa cezasını görür. Kendisine Allah’tan başka ne dost ne de yardımcı bulur.” (Nisa, 123) Rasûlullah (sas); “Bana inen bir ayeti sana okutayım mı?” dedi. Ben; “Pek tabii” dedim. Bana onu okuttu. Sanki belimin ayrıldığını hissettim ve o yüzden gerindim. Rasûlullah (sas); “Neyin var, ne oldu Ey Ebu Bekr?” diye sordu. “Anam babam sana feda olsun Ey Allah’ın Rasûlü! Hangimiz kötü amelde bulunmaz ki, demek hepimiz işlediklerimiz yüzünden cezalandırılacağız ha?” diye üzüntümü ifade ettim. Rasûlullah (sas) şu açıklamayı yaptı: “Ey Ebu Bekr, sen ve mü’minler, bunlar sebebiyle dünyada cezalandırılıyorsunuz. Öyle ki Allah’a kavuştuğunuz zaman sizde günah kalmaz. Diğerlerine gelince onlarınkiler biriktirilir, kıyamet günü cezaları toptan verilir.” (Tirmizi, Tefsir )

İNTERNET RADYOMUZ 24 SAAT YAYINDADIR.
Yükleme linklerini görebilmek için üye olmanız gerekmektedir. Üye Ol veya Giriş Yap

 


* BENZER KONULAR

Bayramın Hüznü Hüznün Bayramını Karşılarken Gönderen: fanidunya NET
[Bugün, 08:19:15 ÖÖ]


Ramazan İman Sohbetleri 8 Gönderen: fanidunya NET
[Bugün, 08:08:53 ÖÖ]


Allah'ın Rahmetinden Mahrum Kalanlar Gönderen: fanidunya NET
[Bugün, 07:52:15 ÖÖ]


Çağımızın Büyük Günahı - Gıybet Gönderen: fanidunya NET
[Bugün, 07:41:58 ÖÖ]


Kur’ân Günlüğü 28 Cüz Gönderen: fanidunya NET
[Bugün, 07:31:26 ÖÖ]


Gülzâr _ Alvarlı Efe Hazretleri'nin Bestelenmiş Eserleri - 320 kbps - KARMA Gönderen: fanidunya NET
[Dün, 12:30:20 ÖS]


Erşan Ertekin - Yüce Allah'ım _ Güle Benzer 320 kbps - NETTE İLK Gönderen: fanidunya NET
[Dün, 12:22:50 ÖS]


Engin Titiz - Mahcubum Allahım 320 Kbps - NETTE İLK Gönderen: fanidunya NET
[Dün, 12:16:04 ÖS]


Çeşitli Sanatçılar - En Seçkin İlahiler 320 kbps - NETTE İLK Gönderen: fanidunya NET
[Dün, 12:09:40 ÖS]


Derviş Yusuf Okçu - Benim Derdim Deste Deste 320 kbps - NETTE İLK Gönderen: fanidunya NET
[Dün, 12:02:35 ÖS]


Bahadır Yenişehirlioğlu - Sonra Giydirir Aşk Esvabını - Şiir Albüm - 320 kbps - Gönderen: fanidunya NET
[Dün, 11:55:39 ÖÖ]


Ali Kırış - Güller Açıyor Allah Dedikçe 320 kbps - NETTE İLK Gönderen: fanidunya NET
[Dün, 11:47:08 ÖÖ]


SÜphanlı Nur Ahmet - Kurtar Beni Allah'ım 320 kbps - NETTE İLK Gönderen: fanidunya NET
[Dün, 11:40:03 ÖÖ]


Ayhan Türker - Garip Kulun 320 kbps - NETTE İLK Gönderen: fanidunya NET
[Dün, 11:32:41 ÖÖ]


Ali Duran - Muhabbet Yolu 320 kbps - NETTE İLK Gönderen: fanidunya NET
[Dün, 11:26:00 ÖÖ]


Her kötülüğün ilacı Gönderen: melek
[Dün, 11:14:44 ÖÖ]


Ebedi Hayata Doğmak Gönderen: melek
[Dün, 11:09:04 ÖÖ]


Adam Olmak Gönderen: melek
[Dün, 11:04:39 ÖÖ]


Nefsimiz ve Biz Gönderen: melek
[Dün, 11:00:30 ÖÖ]


İnsanız Zayıfız Gönderen: melek
[Dün, 10:56:41 ÖÖ]