www.FaniDunya.Net |HUZURUN, DOSTLUGUN, KARDEŞLİGİN EN GENİŞ PAYLAŞIMIN TARAFSIZ, KALİTELİ, DEVAMLI HİZMETİN ADRESİ

FANİDUNYA NET iSLAMİ YAŞAM HAYAT TOLUM VE AİLE => İSLAMİ YAŞAM HAYAT TOLUM VE AİLE => İslamda Hukuk ve Adalet => Konuyu başlatan: melek - Haziran 02, 2019, 06:16:24 ÖS

Başlık: İslâm Hukuk Sistemi’nin Bütüncül Yapısı
Gönderen: melek - Haziran 02, 2019, 06:16:24 ÖS
İslâm Hukuk Sistemi’nin Bütüncül Yapısı

Son ve mükemmel din İslâm, dünün cahiliye toplumundan bugünün seküler toplumuna, yarına, kısaca kıyamete kadar insanların tümüne kısaca yaşamın her alanına dair çare, çözüm ve teklifler getirmiştir.

İslâm’ın bu bütüncül yapısı, onun sadece ibadetlerden ibaret olmadığını, kültürel ve toplumsal yapıyı düzenlediğini, hayatın her alanına müdahil olduğunu ve siyasal bir düzen (sistem) önerdiğini göstermektedir. İslâm’ın temel referansı “tevhid”, Yaratıcı’nın hayatın her alanında hâkimiyetini öngörür. Tevhid, Allah’ın birliğini ifade eder. Kur’an-ı Kerim’de Allah-ü Teâlâ’nın gerek yaratmada gerekse yönetmede eşsiz olduğunu beyanla, “Deki o Allah birdir” buyrulmaktadır.

“Allah’ın dilemesi olmadıkça siz dileyemezsiniz. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir” (İnsan/Dehr, 30) ayet-i kerimesi, Allah-ü Teâlâ’nın bütün âlemi ihata ettiğini, sadece dinî hayatı değil, hayatın her alanını kontrol altına aldığını, her alanına müdahil olduğunu, yaratılıştan tekâmüle eriş ve ölüme kadar her evreyi kontrol ettiğini anlatır. Allah’ın güneşi, gezegenleri, yıldızları bir boşlukta direksiz tutarken, mikrodan makroya tüm canlıları mükemmel şekilde yaratırken, bunların nizam ve intizamına, nasıl hareket edeceklerine dair kuralları koyup işlettirken nasıl mükemmel ve eşsizse, dünyanın ve içindekilerin de nasıl ve ne şekilde yönetilmesi gerektiğine dair kural ve hükümleri de mükemmel ve eşsizdir.

Kur’an-ı Kerim’de Allah-ü Teâlâ’nın varlığını, birliğini, büyüklüğünü, kudretini ve hâkimiyetini anlatan onlarca ayet mevcuttur. Allah-ü Teâlâ, hâkimiyetin kendisinde olduğunu daima hatırlatmakta, yarattığı kâinatın mükemmelliğinden bahsetmekte, ibret almamız gerektiğini defaatle ikaz etmektedir. Allah-ü Teâlâ’nın kâinatın yaratıcısı, hâkimi ve düzen koyucusu olduğu; koyduğu düzeni de kusursuzca yürüttüğü inkâr edilemez bir hakikattir. Zira ilmi tekâmül, kâinatın nizam ve intizam içinde hareketini anlamaya medardır.

İslâm’a göre, deizmin inandığı gibi “insan başıboş” bırakılmamış, sekülerizmin iddia ettiği gibi “din sadece yaratıcıyla insan arasında” görülmemiş, hayatın her alanına hükmetmesi öngörülmüştür.

İslâm’ın kültürel, ekonomik, hukuksal, sosyal ve siyasal alanının tamamına dair kuralları vardır. Kaldı ki bu kuralların bir kısmının (ukûbat) uygulanması ancak devletle mümkündür. İslâm’ı tebliğ ve uygulamakla görevli Resûlullah, daha Mekke’den Medine’ye “hicret” eder etmez hicrete katılan muhacirler ile Medine’de Müslümanlara ev sahipliği yapan ensarı kardeş ilan etmiş ve vakit kaybetmeden İslâm devletini (622) kurmuştur. Bu devlette diğer unsurlar bulunmasına rağmen yetki Peygamberimize, üstünlük, adaleti tesis edecek olan Müslümanlara teslim edilmişti. Böylece İslâm’ın üstünlüğüne ilâveten, izzet üstünlüğü de devlet eliyle Müslümanlara verilmişti.

Batı’da Aydınlanma ile başlayan ve Sekülerleşme’yle zirveye ulaşan, vahyin kontrolünde değil, aklın kontrolündeki devlet modeli yıkılmaya mahkûmdur; yeter ki Müslümanlar Kur’an-ı Kerim’deki, “Allah, ‘Andolsun ki Ben ve Peygamberlerim üstün geleceğiz’ diye (levh-i mahfuzda) yazmıştır. Doğrusu Allah, kuvvetlidir, güçlüdür” (Mücadele, 21) ayetini idrak etsinler.