* FANİ DUNYA FORUM HABERLER

Gönderen Konu: Geçim Darlığının Sebebi Allah’ın Zikrinden Yüz Çevirmektir  (Okunma sayısı 93 defa)

0 Üye ve 4 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı anadolu

  • Administrator
  • *****
  • İleti: 906
    • www.fanidunya.net


Geçim Darlığının Sebebi Allah’ın Zikrinden Yüz Çevirmektir

Hidayet rehberi olan Kur’an-ı Kerim, hükümleri kıyamete kadar geçerli olan ve insanlara ‘sıratı müstakiymi’ gösteren bir kitaptır. Bu hidayet rehberinden yüz çevirenlerin dünyada ve ahirette uğrayacağı musibetlerden birisi de geçim darlığıdır. Hz. Ebû Saîd el-Hudrî, Süddî ve bir kısım âlimlere göre, Allah’ın zikrinden yüz çevirenlerin yaşayacakları meşakkatli ve zor hayat, kabir hayatıdır. Zira kâfirlerin kabirde görecekleri azap, kaburgalarını birbirine geçirecek kadar sıkıntılı olacaktır. Peygamber Efendimiz (asv) bir hadis-i şerifinde kabir hayatını şöyle tasvir etmiştir: “Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçedir veya ateş çukurlarından bir çukurdur.” İmam-ı Taberi de geçim darlığı konusunda bu görüşü tercih etmiştir. Hasan-i Basrî, İbn-i Zeyd ve Katade’den nakledilen bir görüşe göre Allah’ın zikrinden yüz çevirenin yaşayacağı sıkıntılı hayattan maksat, âhiret hayatıdır. Zira en sıkıntılı hayat oradadır. Cehennemlikler, zakkum ağacından, dikenlerden yiyecekler, yanan insanlardan akan kan ve irini içeceklerdir.
 
HİDAYET rehberi olan Kur’an-ı Kerim, hükümleri kıyamete kadar geçerli olan ve insanlara ‘sıratı müstakiymi’ gösteren bir kitaptır. Kur’ân’ın teşhisleri ve tesbitleri, bütün zamanların ve zeminlerin tesbit ve teşhisleridir. Çünkü Kur’ân; müsademe-i efkarı sonlandıran bir Barika-i hakikattir. Kur’ân-ı Kerim, geçim darlığının sebebleri hususunda yapılan münazara ve münakaşaları bir Barika-i hakikat olarak sonlandırıyor:

“Her kim Benim zikrimden yüz çevirirse, onun geçiminde bir darlık olur. Kıyamet gününde de onu kör olarak diriltiriz. O “Rabbim,” der. “Niçin beni kör olarak dirilttin? Oysa ben görüyordum.”

“Öyleydin,” buyurur Allah. “Fakat âyetlerimiz sana geldiğinde sen onları unuttun. Bugün de sen böyle unutulursun.”(1)

Âyet-i kerime’nin başında geçen “Her kim” “Men” den kasıt; ferd, aile, cemiyet ve devlettir. İster ferd, ister aile ve isterse devlet Allah’ın zikrinden yüz çevirirse geçim darlığının içine düşer. Allah’ın zikrinden yüz çevirmek, Allah’ın dininden, Kitabını okumaktan ve içindekiler gereğince amel etmekten yüz çevirmek demektir. Bir diğer açıklamaya göre Allah’ın indirmiş olduğu delillerden yüz çevirmek demektir. Zikr’in Rasûlülah (sav) diye açıklanması da mümkündür, çünkü o Allah tarafından gelmiş bir zikir (öğüt veren hatırlatıcı) idi.(2) Bir anlamda Kur’ân’dan ve Kur’ân’ın tebliğcisinden yüz çevirmek, zikirsiz ve fikirsiz kalmak demektir Zikir olmadan fikir olmaz. Zikir, “Allah’ı anmak” anlamında alınabileceği gibi, Kur’ân’ın birçok yerinde geçtiği üzere, bizzat “Kur’ân” olarak da anlaşılabilir. Her iki halde de sonuç aynıdır: Kim Allah’ı anmaktan uzaklaşırsa, kim Âlemlerin Rabbinden kendisine gönderilmiş olan o yüce kitaptan yüz çevirirse, kendi eliyle hayat şartlarını zorlaştırmış olur. Çünkü Kur’ân’sızlık; fukaralıktır, geçimsizliktir, darlıktır ve karanlıktır. Kur’ân’ı kaybeden her şeyi kaybeder.

Kur’ân, insana Rabbanî hatırlatan ve insanın gönlünü tevhid kıbleli yapan kitaptır. İnsanın asli muhatabı Rabbidir, esas münasebeti O’nunladır ve o her anlamda Rabbine bağımlılık içindedir. Her an, her yerde ve her hal ve şartta cari olan, sürekli ve kesintisiz olan temel gerçek budur. İşte imanın tezahürü olan ibâdet bu cari gerçeğin hatırlanıp hususi tarzda ortaya konuluşudur. Her ibâdet türünde bu “hatırlama” vakıası esastır ve bir şekilde ortaya konulmuş olur. Bu bakımdan bütün ibâdetlerin özünde zikir vardır. “...Elbette ki, Allah’ın zikri en büyük şeydir...”(3) buyuruluşunda herhalde ibâdetlerin özünü, adetâ nüvesini teşkil eden bu “hatırlama” ya bir işaret vardır.

Ma’rifetullah bilgisini insana kazandırmak, Kur’ân’ın en büyük maksadıdır. İnsanın Rabbini tanıması, O’nun rububiyetini anlaması; kendi hilkatini ve kulluk konumunu idraki hep bu “hatırlama”nın sonucudur. Eşyanın ve münasebetlerin mahiyetinin kavranması, dünyanın ve masivânın fani ve aldatıcı boşluğunun şuuruna varılması da böyledir.

Zikir, Allah’ı hatırlamak ve O’nu anmak anlamına gelir. Bu da ancak her şeyin O’na olan asli bağımlılığını keşfetmek ve anlamakla olur. İnsan önce her şeyin ancak O’nun hükümranlığına tabi ve sadece O’nun takdiri ile vücut bulmuş olduğunu anlamalı ve böylece olup bitenlerin temelinde yalnızca O’nun meşieti, iradesi, izni, yönetimi ve kazası bulunduğunu idrak etmelidir. Bütün bir mükevvenatı ve oluşumları bu gözle okumalı; muhatabı ve gözlemcisi olduğu her şeyde Allah’ı anlatan mesajı düşünmeli ve bunların kevnî birer âyet olarak anlam taşıdığını algılamalıdır. İnsan, Allah’ı hatırlayan, İslâma açık, iman sahibi bir kul haline gelmişse; bu hal herhalde onun diline yansır. Konuşmasında inancını aksettiren bir üslûba sahip olur. Çünkü konuşma ve beyan, insanın ilgi konusunu ve önceliklerini ortaya koyar. Konulara yaklaşım tarzını ve bu yolda benimsediği düşünceyi açığa vurur. Bu da inanan insanda din ile temellenen üslûbun benimsenip yerleşmesini izah eder. Bu üslûb her şeyin Rabbi ile olan asli bağını ortaya çıkaran bir üslubtur. Daima O’nunla olan ilişkiye dikkati çeken ve bunu öne çıkaran bir söylemdir. Bu çizgide her vesile ile inancın izhar ve ifade edilişidir. Hakikat sevgisinin ve ona içten duyulan saygının sonucudur. Temelde de edebe dayanır ve gerçeği, onu sadıkâne yansıtan bir dille konuşmak meselesidir. İnanan insan, Allah’ı konuşan, O’nu anlatan insandır. İlâhi gerçekliği dile getirmek ve muhatabının dikkatini temel gerçeklere çekmek onun her zaman benimsediği bir önceliktir. Böylece onun söylemi kendisi için bir hatırlama’ başkaları için bir hatırlatma’dır. Yerine göre belki bir ikaz, belki bir ihtar, belki bir tavsiye veya nasihattir. Her halükârda ilâhi gerçeğe dikkati çekmek, insan ilgisini Allah’a döndürmektir.

“Erkek olsun, kadın olsun, kim mü’min olarak Salih amel işlerse, biz ona huzurlu bir hayat yaşatır; yaptıklarının daha güzeliyle de ödüllerini veririz.”(4)

“Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona bir çıkış yolu nasip eder. Ve onu ummadığı yerden rızıklandırır.”(5)

Âyetler, böylece hadisenin iki yüzünü de açıkça ortaya koyuyor: Bu dünyada da, âhirette de güzel bir geçim ve huzurlu bir hayat isteyen, Rabbine hakkıyla iman etsin ve imanının gerektirdiği gibi hareket etsin. Kendisini yaratıp yaşatan ve gökten ve yerden nimetleriyle rızıklandıran Rabbinden yüz çeviren de meşakkatli bir hayata hazırlansın.

Gariptir ki, insanlar, hayat şartları ağırlaştıkça, kendilerine asıl ferah kapılarını açacak olan çözüme yönelecekleri yerde, problemi ağırlaştıran sebeplere daha fazla hırsla sarılıyorlar; Allah’ı anmaktan ve Allah’ın kitabına kulak vermekten daha da uzak düşüyorlar. Bu ise, insanın başına dünyayı daha da çok darlaştırıyor. Hadis-i kudsîde de aynen bu durum haber verilmiş ve Allah’ın şöyle buyurduğu bildirilmiştir:

“Ey Âdemoğlu! Kendini ibâdetime ver ki gönlünü zenginlikle doldurayım, ihtiyaçlarını gidereyim. Böyle yapmazsan ellerini meşguliyetle doldururum, ihtiyaçlarını da kapamam.”(6)

Allah’ın zikrinden yüz çevirmenin dar bir yaşamdan başka, âhirette körlüğe yol açması da ibret vericidir. Belki de bu durumu, dünyamızda geçerli olan İlâhî yasalardan “atalet atrofisi” ile açıklamak daha doğru olacaktır. Bu yasa, “Çalışmayana ekmek yok” esasına dayanan bir yasadır. Bir organımız eğer uzunca bir süre kullanılmaz ise, oraya gönderilen besinler kısılır ve bir zaman sonra da artık o organ iş göremez hale gelir. Uzun bir hastalıktan sonra ayağa kalkan kimsenin yürümekte güçlük çekmesi, yahut alçıdaki bir organı tekrar canlandırmak için fizik tedavi ve egzersiz gibi önlemlere başvurulması bu yüzdendir. Bu dünyada iman nuruyla aydınlanmayan, görmesi gereken şeylere dönüp bakmaksızın bir ömür geçiren ve Allah’ın kitabına karşı körlük eden bir kimseyi bekleyen âkıbet de böyle bir atalet atrofisinden başka birşey değildir. İsrâ Sûresindeki bir âyet de bu durumu haber verir: “Kim bu dünyada kör ise, işte o âhirette de kördür ve daha da şaşkın bir yoldadır.”(7)

Allah’ın Kur’ân’ından, dininden, şeraitinden, Rasûlünden yüz çevirenlerin garantiledikleri iki şey vardır. O da darlık ve karanlık/körlüktür. Kur’ân’a inanmayan, Kur’ân’ın içindeki hükümlerle amel etmeyenler, darlığa ve karanlığa mahkumdurlar. İmam Kurtubî (Rh.a.) bu hususta şunları kaydediyor: “Âyet-i kerime’de geçen “Dar geçim”in anlamı şudur:Şanı yüce Allah, teslim, kanaat, kendisine tevekkül ve kısmetine rızayı dininin muhtevası içerisine yerleştirmiştir. Dine sahip bir kimse, Allahû Teâla’nın kendisine vermiş olduğu rızıktan gönül hoşluğuyla ve kolaylıkla infak eder bol ve rahat bir geçim içerisinde yaşar, gider.

Dinden yüz çeviren kimseyi hırs istilâ eder.O bakımdan bu hırsın etkisi ile sürekli dünyalığının artmasına göz diker. Cimrilik ona musallat olur. Bu cimrilik onun infak etmesini engeller. Böylesinin yaşayışı dardır, hali kapkaranlıktır. Nitekim birisi şöyle demiştir: Kim Rabbinin zikrinden yüz çevirirse mutlaka kendi aleyhine olmak üzere zamanını kurtarır. Rızkından bir türlü memnun olmaz ve dar bir geçim içerisinde kalır.

İkrim (R.a.) dedi ki: “Dar geçim” haram kazanç demektir. El- Hasen ise: (Cehennemliklerin yiyeceği olan ve zehirli bir ot olduğu bildirilen) dârî ile zakkum yemektir, demiştir. Sahih olan dördüncü görüşe göre ise bu kabir azabıdır. Bu görüşü Ebu Said el- Hudrî, Abdullah b. Mesud ifade etmiş; Ebu Hureyre de bunu Peygmber (sav)’den merfû’ bir hadis olarak rivayet etmiştir. Biz de bunu “et-Tezkire” adlı eserimizde kaydetmiş bulunuyoruz. Ebu Hüreyre dedi ki: “Kâfirin üzerine kabri, kaburga kemikleri birbirine girinceye kadar darlır. İşte dar olan geçim budur.”(8)

Kur’ân’dan yüz çeviren kâfirler delil getirmekten yana kör olacaklardır, diye açıklanmıştır ki bu görüş Mücahid (Rh.a.)’e aittir. Hayr yönlerini bilmeyecek ve bu yolların hiç birisini bulamayack şekilde kördür, diye de açıklandığı gibi; nasıl ki körün göremediği şeylere karşı alacak hiçbir tedbiri bulunmuyor ise onun da kendisinden azabı uzaklaştırma yolunu göremeyecektir, diye de açıklanmıştır.”(9)

İbn-i Abbas (R.a.) şöyle demiştir: “Allah, her kim Kur’ân’a tabi olursa, dünyada sapmamasını, ahirette bedbaht olmayacağını garanti etmiştir.” Yani ahretteki bedbahtlık, dünyada iken din yolundan sapanların cezasıdır. Kim kitaba (Kur’ân’a) tabi olur, onun emirlerine bağlanır, yasaklarından kaçarsa sapıtmaktan da azabtan da kurtulur. Kur’ân’dan yüz çeviren kimse için darlık ve zorluk kaçınılmazdır. Âyette geçen “Danken” kelimesi mastardır. Sıfat olduğunda müzekker ve müennes şekli birdir. İbn-i Cübeyr (R.a.)’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

“Ondan kanaat selbedilir de artık doymak bilmez. Dinle beraber selamet, kanaat ve tevekkül oluşur. Hayatı da iyi ve güzel olur. Dinden yüz çevirmekle hırs ve cimrilik oluşur. Hayatı da darlaşır. Hâli, zulmete maruz kalır.” Bir kısım tasavvuf erbabının dediği gibi “Sizden biri Rabbinden yüz çevirirse onun vakti kararır ve rızkı hakkında endişeye düşer.”(10) Âyet-i kerime’de geçen “Dank” kelimesi darlık manasına geldiği gibi vücudun kırgın ve hasta olması manasına da gelir. Allah’ın kitabına sırt çeviren toplumların sosyal bünyelerindeki uyuşturucu, Aids, soygun, köşe dönme, vurgun, terör, cinayet ve hıyanet gibi hastalıkların toplumu sarmasının ana sebebi, Kur’ân’dan yüz çevirmektir.(11) Kur’ân’dan yüz çevirmek, Kur’ân’a inanmamk, Kur’ân’ın içindeki hükümlerle amel etmemek, işlerinde ve uygulamalarında Kur’ân’a bağlı kalmamak demektir.

Kur’ân yüz çevirenlerin geçimleri dar, bakış açıları da dardır. Onlar kendilerinden başka kimseyi görmezler ve düşünmezler. İkrime, Dehhak ve Abdullah b. Abbas’tan rivayet edilen bir görüşe göre Allah’ın zikrinden yüz çevirenin yaşayacağı meşakkatli ve zor hayat, dünya hayatıdır. Zira Allah’ın zikrinden yüz çevirenin kazancı haramlarla karışıktır. Haram olarak kazanılan mal miktar olarak çok olsa dahi onu kazanan için sıkıntı ve meşakkata sebep olur. Ayrıca mümin kul, Allah yolunda her harcadığının karşılılığını alacağına inandığından, kendisini geniş bir yaşantı içinde hisseder. Kâfirde böyle bir inanç olmadığından ne kadar bolluk içinde olsa da hayat onu sıkar ve cimriliği artar. Dünya hırsı gözlerini bürür, kendisini daima sıkıntı içinde hisseder.

Ebu Saîd el-Hudrî, Südî ve bir kısım âlimlere göre ise Allah’ın zikrinden yüz çevirenlerin yaşayacakları meşakkatli ve zor hayat, kabir hayatıdır. Zira kâfirlerin kabirde görecekleri azap, kaburgalarını birbirine geçirecek kadar sıkıntılı olacaktır. Peygamber Efendimiz (asv) bir hadis-i şerifinde kabir hayatını şöyle tasvir ediyor:

“Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçedir veya ateş çukurlarından bir çukurdur.”(12)

Taberi de yukarıda izah edilen görüşü tercih etmiştir.

Hasan-i Basrî, İbn-i Zeyd ve Katade’den nakledilen bir görüşe göre Allah’ın zikrinden yüz çevirenin yaşayacağı sıkıntılı hayattan maksat, âhiret hayatıdır. Zira en sıkıntılı hayat oradadır. Cehennemlikler, zakkum ağacından, dikenlerden yiyecekler, yanan insanlardan akan kan ve irini içeceklerdir.

Âyet-i kerimenin son bölümünde, Allah Teala’nın zikrinden yüz çeviren hakkında “Biz onu kör olarak hasredeceğiz” buyurulmakadir. Buradaki “körlük”ten maksat, ya “delil getirmekten âciz” veya “gözü kör” demektir. Taberi, her iki bakımdan da kör olacakları görüşündedir.(13) Kur’ân’dan uzaklaşmak; dünya nimetlerine düşkünlüğü beraberinde getireceğini ve bunun da yozlaşma, yıkılma ve yok olmanın şartlarını hazırlayacağından hiç şüphe edilmesin.

Netice olarak darlık ve karanlık içerisinde kalanlar, Kur’ân’dan yüz çevirenlerdir. Toplumda dar görüşlü, taassub kıbleli kişi ve kimselerin üremesi ve türemesi, Kur’ân ile idare olunmaktan vaz geçmiş olmanın neticeleridir. Kur’ân’la idare olunmayan, Kur’ân’dan hayat kanunlarını almayan toplumların hayrı, bereketi, medeniyeti olmaz. Kur’ân’sız kalmış toplumlar, karanlıklar içerisinde darlıkla ve zorlukla hayat sürdüren toplumlar, geçim darlığı, yaşam zorluğu, Kur’ân’dan yüz çevirmenin ve Kur’ân’la idare olunmamanın bu dünyadaki cezasıdır. Ahiretteki cezası ise körlüktür. Kur’ân’dan yüz çevirmenin bir neticesi olarak ortaya çıkan sistematik ve kurumsal düzeyde hayatın her alanını kuşatan, sürekli propaganda yoluyla insanın nefsine hoş gelecek unsurları hayatın birincil gayesi haline getiren, insanı sürekli tüketmeye ve yarın endişesiyle yaşamaya mahkûm eden modern cahiliyeyi ancak yerleşik kalıpların, alışkanlıkların, bakış açılarının, fikirlerin ve davranışların dışına çıkabilecek, hayra daveti ve emri bi’l-ma’ruf ve’n-nehyi ani’l-münker ilkesini şiar edinmiş “öncü bir cemaat”in şahitliğinde Kur’ân’ı ferd, aile, cemiyet ve devlet seviyesinde hayata amir kılmak ile aşabiliriz. Kur’ân’a dönülmedikçe, Kur’ân hayata amir kılınmadıkça ve Kur’ân’ın içindeki hükümlerle amel edilmedikçe genelde insanlığın özelde ise Müslümanların siyasi ve iktisadi krizleri son bulmaz. Ferd, aile, cemiyet ve devlet seviyesinde Kur’ân’ı amir kılmaktan, Kur’ân’ın hükümleriyle amel etmekten vaz geçtiğimiz günden bu yana darlık ve zorluk içindeyiz.

---------------------------------------------------------------------------------------------------------

(1)   Tâhâ Sûresi/124-126

(2)   El- Cami-u Li Ahkâmi’l Kur’ân (İmam Kurtubî) C:4, Sh: 128, Mısır/ 1967

(3)   Ankebut Sûresi/ 45

(4)   Nahl Sûresi Sûresi/ 97

(5)   Talâk Sûresi Sûresi/ 2-3

(6)   Sünen-i Tirmizî, Kıyamet: 30; İbni Mâce, Zühd: 2

(7)   İsrâ Sûresi Sûresi/ 72

8   Sünen-i Ebu Davud, Sünnet: 24; Sünen-i Tirmizî, Cenâiz: 70, Sıfatu’l Kıyame:26; Ahmed b. Hanbel, el- Müsned, 3/126, 4/ 288

(9)   El- Cami-u Li Ahkâmi’l Kur’ân (İmam Kurtubî) C:11, Sh: 258-259, Mısır/ 1967

(10)   en-Nesefi ve. Medâriku’t-Tenzîl ve Hakâiku’t- Te’vîl, C:3, Sh: 68-69, İst/ 1984

(11)   Şifa Tefsiri (Mahmut Toptaş) C: 5, Sh: 104, İst/ 1997

(12)   Sünen-i Tirmizî, K. el-Kıyame, bab; 26, Hadis No: 2460

(13)   Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Camiu’l Beyân Fi Tefsir’il Kur’ân, C:16, Sh: 165, Mısır/ 1324

İNTERNET RADYOMUZ 24 SAAT YAYINDADIR.
Yükleme linklerini görebilmek için üye olmanız gerekmektedir. Üye Ol veya Giriş Yap

 


* BENZER KONULAR

En Faziletli Üç Amel Gönderen: anadolu
[Dün, 08:20:55 ÖS]


Şeytanı Şımartmayın Gönderen: anadolu
[Dün, 08:16:14 ÖS]


Akrabalık ilişkileri Kişilerin Keyfine Göre Değildir Gönderen: anadolu
[Dün, 08:13:16 ÖS]


Geçim Darlığının Sebebi Allah’ın Zikrinden Yüz Çevirmektir Gönderen: anadolu
[Dün, 08:10:47 ÖS]


Âlemin Yaratılışı ve Hz. Muhammed’in Zuhuru Gönderen: anadolu
[Dün, 08:06:05 ÖS]


Dünyevileşme Fesadı/Sekülerizm ve Aile Gönderen: anadolu
[Dün, 07:57:45 ÖS]


İstanbul Mehter - Vakt-i Sururi Sefa 320 kbps - NETTE İLK Gönderen: fanidunya NET
[Dün, 12:26:33 ÖS]


İbrahim Başaran - Dua 320 kbps - NETTE İLK Gönderen: fanidunya NET
[Dün, 12:17:55 ÖS]


Ahmet Özhan Mevlanın dilinden - 320 kbps - NETTE İLK Gönderen: fanidunya NET
[Dün, 12:11:20 ÖS]


Hafız Mustafa Taşova - İlahi 320 kbps - NETTE İLK Gönderen: fanidunya NET
[Dün, 12:00:40 ÖS]


Hakan Bayraktar - Külli Aşk 320 kbps - NETTE İLK Gönderen: fanidunya NET
[Dün, 11:48:55 ÖÖ]


Huseyin Erek - Hz. Mevlananın duası CD 01 - 2 - 320 kbps - NETTE İLK Gönderen: fanidunya NET
[Dün, 11:39:16 ÖÖ]


Adem Tuzcu - Düşünce 320 kbps - NETTE İLK Gönderen: fanidunya NET
[Dün, 11:24:14 ÖÖ]


Kadir Kuğu - Güzelsin 320 kbps - NETTE İLK Gönderen: fanidunya NET
[Dün, 11:17:54 ÖÖ]


Peygamberimiz Bilinmeden Dindar Olunmaz Gönderen: fanidunya NET
[Dün, 08:25:21 ÖÖ]


Kıyamet Yaklaşıyor mu 1 Gönderen: fanidunya NET
[Dün, 08:15:54 ÖÖ]


Allah Celle Celâlühû Kendi Yolunda Cihat Edenlere Elbette Yardım Eder Gönderen: fanidunya NET
[Dün, 08:07:49 ÖÖ]


Dargınları Barıştırın Gönderen: fanidunya NET
[Dün, 07:59:23 ÖÖ]


Büyük Düşüneceğiz Ki Sonuçlar Büyük Olsun Gönderen: fanidunya NET
[Dün, 07:46:43 ÖÖ]


İnsanın En Büyük Gayesi İmanla Ölmek Olmalıdır Gönderen: fanidunya NET
[Dün, 07:39:41 ÖÖ]