* FANİ DUNYA FORUM HABERLER

Gönderen Konu: Kibirliye Acıyan Olmaz  (Okunma sayısı 146 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı fanidunya NET

  • Administrator
  • *****
  • İleti: 8329
Kibirliye Acıyan Olmaz
« : Dün, 07:53:07 ÖÖ »


Kibirliye Acıyan Olmaz

Birinin başına bir musibet gelse, düşmanları sevinir, dostları ise üzülür, ona acıyan bulunur, fakat kibir hastasına kimse acımaz.

 Kibir bir hastalıktır, hem de çok tehlikeli bir hastalık. Çünkü vücudumuzda meydana gelen hastalıklar geçicidir, dünya hayatı ile ilgilidir. Çok ağır olsa bile nihayet fani hayatımızın sona ermesine sebep olabilir.
 
Biz zaten bu dünyada misafir değil miyiz? Burada kalmak için gönderilmedik ki!.. Üç-beş günlük bir hayat... Nimetleri geçici olduğu gibi, sıkıntıları da geçicidir. Kibir hastalığını daha tehlikeli kılan şey; onun ebedi hayatta vereceği sıkıntılardır. Her ne olursa olsun geçici olanlarına değil, kalıcı olanlarına önem vermelidir.
 
Ne güzel demişler: "Kibir belâdır, hastalıktır, fakat acıyanı yok. Tevâzû ise nimettir, kıskananı (haset edeni) yok."
 
Birinin başına bir musibet gelse, düşmanları sevinir, dostları ise üzülür, ona acıyan bulunur, fakat kibir hastasına kimse acımaz. Nimetlere de hased olunur, fakat tevâzu nimetini kıskanan olmaz...
 
Bir hastalığın tedâvisinde başarılı olabilmek için ilk önce o hastalığa sebep olan mikroplar tespit ve bertaraf edilmelidir. Değilse tedavi mümkün olmaz. Kibir hastalığı yapan sebepler pek çoktur, bunların en önemlileri şunlardır: Bunlardan bir tanesi veya birkaçı birinde bulunursa; nefsi de terbiye görmemişse hastalık geldi demektir.
 
Birincisi: İlim sahibi olmak, ilim öğrenmeden önce edep öğrenmemişse tehlikelidir. Zira ilimdeki gurur ve kibir, makamdan, mevkiden ve paradan daha çoktur. Eskiden büyüklerimiz önce edep öğretirlerdi sonra ilim.
 
Âlim olanlar, gerçek manada Allahü teâlâdan korkanlardır. Önce kendini tanımalıdır. "Kendini tanıyan, Rabbini tanır" demişlerdir. İnsan, kendini tanırsa, her şeyden adi olduğunu anlar, aczini idrak eder, böylece tevâzu sahibi olur. Rabbini tanıyan da kibriyâ ve azâmetin yalnız onun şanı olduğunu anlar.
 
Takvâ sahibi olmadan ilim sahibi olmanın hiçbir kıymeti yoktur. Yalnız ilim fazilet kazandırsaydı, Şeytan'a kazandırırdı. Şeytan'ın ilmi çok fazlaydı...
 
İkincisi: Güzelliğiyle övünmektir. Bunun da tedavi çaresi, yalnız dış görünüşüne değil, iç hâline de bakmaktır. İçini araştırdığı vakit, güzelliği ile övünmesini gölgeleyecek birtakım çirkinlikler ile karşılaşır. Bütün azalarında pislikler vardır... Günde bir veya iki defa necasetini, kendi eli ile temizler.
 
Üçüncüsü: Kuvvetine ve gücüne güvenerek kibirlenmektir. Gözleri ile göremeyeceği kadar küçücük mikroplara yenilen, hasta olan, küçük parmağı kadar bir akrebin sokması ile günlerce sancılar içinde kıvranan, hatta çok zehirli ise ölümüne de sebep olabilen insan, hangi gücüne güvenmektedir?!.
 
Dördüncüsü: Zenginlik, servet, aile efradı ve adamlarının çokluğu ile yapılan kibirdir. Bunlar, güzellik, kuvvet ve ilim gibi insanın kendisinde bulunmayan şeylerle kibirlenmektir ki, kibrin en çirkini de budur.
 
Demek ki, kulun vazifesi; kim olursa olsun, kimseye karşı kibretmemektir. Tedavi biraz zor da olsa, mutlaka yapılmalı, değilse başımıza gelecek sıkıntılara razı olmak zorunda kalacağız.

M. Said Arvas.

İNTERNET RADYOMUZ 24 SAAT YAYINDADIR.
Yükleme linklerini görebilmek için üye olmanız gerekmektedir. Üye Ol veya Giriş Yap