www.FaniDunya.Net |HUZURUN, DOSTLUGUN, KARDEŞLİGİN EN GENİŞ PAYLAŞIMIN TARAFSIZ, KALİTELİ, DEVAMLI HİZMETİN ADRESİ
FANİDUNYA NET GENEL => İBADETLERİMİZ => Namaz => Konuyu başlatan: gurbetciyim - Ocak 11, 2023, 09:04:03 ÖÖ
-
Namaz Ve Tevbe
"Ey iman ederler, sabırla ve namazla yardım dileyin. Gerçekten Allah, sabredenlerle beraberdir." [1]
Nasûh tevbe ile tevbe eden, yaptığı günahlardan samimi bir şekilde pişman olan, hatalarından vazgeçip, kusurlarından sıyrılıp onlara bir daha dönmemeye kesin karar kılan muvahhid mü'min bir kul, bu kararı üzerine çok direnmesi gerekir... Îşte bu sabırdır... Harama düşmemek, güftah işlememek, apaçık düşmanı olan şeytanın yaldızlı kandırıcı sözlerine ve vaadlerine aldanmamakta sabır... Yapılan samimi nasûh tevbe üzere yaşamada sabır... Nefs-i emmâreyle yapılan mücadelede sabır... Şeytani ve tağuta karşı verilen mücadelede sabır...
Fudale b. Ubeyd (r.a.)'ın rivayetiyle şöyle buyurur Rasûlullah (s.a.s.):
"Mücahid reisine karşı cihad (mücahede) edendir." [2]
Kendisini haram işlemeye davet eden ve haramları tatlı gösterip, insanı onlara meylettiren nefsanî arzularına karşı direnen, onları yarmamak için mücahade eden ve onlara yaklaşmayıp devamlı uzaklaşmaya gayret gösteren muvahhid mü'min kimse, mücahidlerdendir...
Bunun için çok sabretmek gerekir... Çünkü gerçekten bu iş, büyük sabır işidir!..
Ve namaz... sapsağlam ve katıksız bir imandan sonra kul olmanın en belirgin özelliği dosdoğru namaz kılmak... Kulluk vazifemizi, imandan sonra gelen en büyük hakikat olan namazla başlatırız... Muvahhid mü'min, namazsız olamaz... Çünkü namaz, mü'min müslüman oluşumuzun zahirî ölçüsüdür... Çünkü namaz, onu dosdoğru yerine getiren mü'min müslümanı Allah'ın izniyle bütün kötülüklerden alıkoyan..
Şöyle buyurur Rabbimiz Allah:
"Sana Kitap'tan vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklardan (fahşâdan) ve kötülüklerden alıkoyar. Allah'ı zikretmek ise, muhakkak en büyük (ibadet)tir. Allah, yaptıklarınızı bilir." [3]
Mü'min müslümanın en belirgin özelliği olan ve dosdoğru kılınması gerekli olan namazı eda ederken, yegâne hayat örneğimiz olan önderimiz Rasûlullah (s.a.s.)'in kıldığı gibi kılmak gerekir... Namazı, erkeğiyle kadınıyla mü'min müslümanların nasıl kılacaklarını bize öğreten yalnızca Rasûlullah (s.a.s.)'dir.. O (s.a.s.), Rabbimiz Allah'ın emrettiği şekliyle namazı edâ etmiş ve bütün ümmetine gösterip öğretmiştir...
Malik İbn Hüveyris (r.a.)'ın rivayetiyle şöyle buyurur Rasûlullah (s.a.s.):
"Benim nasıl namaz kıldığımı gördüyseniz, siz de öylece namaz kılınız. " [4]
Mü'min müslümanları bütün kötülüklerden alıkoyacak namaz, önderimiz ve hayat örneğimiz Rasûlullah (s.a.s.) kıldığı ve gösterdiği şekliyle kılınan namazdır... Gerçeği üzere edâ edilen namaz, hayatımızın bütün yönlerine tesir eden bir hâl olmalıdır...
Hayatımız namazlaşmalı, namaz hayatımız olmalıdır... Bunu becermek ise, sabır işidir... Bu gerçeği yaşamak, azmedilecek işlerdendir."
Lokman (a.s.)'ın oğluna verdiği öğütte olduğu gibi:
"Ey oğlum, namazı dosdoğru kıl, marufu emret, münkerden sakındır ve sana isabet eden(musibetler)e karşı sabret. Çünkü bunlar, azmedllmesi gereken işlerdendir." [5]
Nasûh tevbe için de dosdoğru namaz gerekir...
İmandan sonra kulluk borcumuzun ilki olan namazı edâ ettikten sonra, bütün günahlarımıza tevbe etmek, pişman olmak ve bir daha o hatalara dönmemek için kesin karar vermek... Önderimiz Rasûlullah (s.a.s.)'in bize öğrettiği tevbe etmenin usûlü böyledir: Önce namaz, sonra tevbe...
Emir'ül-mü'minîn İmam Ali (r.a.) şöyle anlatıyor:
“Ben, Rasûlullah (s.a.s.)'den bir şey duyduğum zaman, Allah'ın dilediği ölçüde onunla amel etmeye çalışan biriyim. Efendimizin ashabından birisi bana bir hadis haber verse, ondan yemin etmesini ister, yemin ederse hadisi kabul ederim.
Doğru söyleyen ve doğruluğundan hiç şüphe etmediğim Ebû Bekr (r.a.) bana şöyle haber verdi:
Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Bir kimse bir günah işler de, akabinde güzelce abdest alır, sonra kalkıp iki rekat namaz kılar ve Allah'tan bağışlanma dilerse, Allah onu mutlaka bağışlar."
Rasûlullah (s.a.s.) devamla:
"Onlar, fena bir şey yaptıklarında veya kendilerine zulmettiklerinde Allah'ı anarlar" [6] ayetini sonuna kadar okudu.[7]
Hadisin şerhinde şunlar beyân edilmiştir:
Hadis-i şerif, işlenen bir günahtan sonra yapılan tevbe -istiğfarın, o günahın bağışlanmasına vesile olacağına işaret etmektedir. Ancak tevbeden önce güzelce abdest alınması, peşinden de iki rekat namaz kılınması gereklidir. Güzelce abdest almaktan maksat, sünnet ve âdaba riâyet edilmesidir. Tevbe ve istiğfardan önce kılman iki rekat namaz, kişiyi dünya ve dünya zevklerinden uzaklaştırıp Allah'a yaklaştırır. Yaptığı rüku ve secdeler, Allah (azze ve celle)'nin huzurunda ihtiyaç ve zaafına, O'nun gücü karşısında mevkiinin düşüklüğüne işaret eder. Bu hâlet-i ruhiye içerisinde Rabbine el açıp dua eden, af dileyen kişinin dua ve tevbesi kabul edilmeye daha layıktır... Ayrıca yapılan kötülükten sonra namaz kılmakta:
"Gündüzün iki tarafında ve gecenin (gündüze) yakın saatlerinde namazını kıl. Şüphesiz iyilikler, kötülükleri giderir. Bu, öğüt alanlara bir öğüttür" 8 mealindeki ayet-i kerimenin ihata ettiği mânânın tahakkuku vardır.
Hz. Ebû Bekir'in haber verdiğine göre; Rasûlullah (s.a.s.), işlenen bir günahtan sonra âdâb ve erkânına riâyet ederek, abdest alıp iki rekat namaz kılan kişinin bağışlanacağını bildirdikten sonra Âl-i İmrân sûresinden bir ayet okumuştur.[9]
Nasûh tevbeyi namaz ile pekiştirmek ve sapsağlam etmek için küçük-büyük bütün günahlardan pişman olmak gereklidir... Kalben pişman olan bir kulun, bunu dil ile beyân edip haliyle ilân etmesi gerekiyor...
Böylece tevbenin sıhhat şartlarını yerine getirmiş olur...
Abdullah b. Ma'kil b. Mukrin (r.a.) şöyle demiştir:
Ben ve babam (Ma'kil) beraberce Abdullah İbn Mes'ud (r.a.)'ın yanına gittik de, ben onu (İbn Mes'ud'u) şöyle söylerken isittim:
Rasûlullah Cs.a.s.):
"(Günahtan) pişmanlık duymak, tevbedir" buyurdu
Bunun üzerine babam (Ma'kil) Abdullah'a:
"(Günahtan) pişmanlık duymak, tevbedir" hadisini Rasûlullah (s.a.s.)'den sen işittin (mi?) dedi.
Abdullah:
“Evet, diye cevap verdi. [10]
Kabul edilmeyi hak etmiş bir tevbenin, tevbede aranan sıhhat şartlarına sahip olması şarttır... Kalp, dil, hâl ve hareket birliği gerekir... Kalp pişman olur, dil ikrar eder, hâl ve hareketler de düzelirse, o zaman tevbe edilmiş olduğu ortaya çıkar... Yoksa sadece dil alışkanlığı şeklinde istiğfar etmek, kalbin bundan habersizliği ve hâl ve hareketin aynı günahlara devam etmesi, hiçbir zaman tevbe sayılmaz... Ayrıca böyle dil ucuyla yapılan tevbe ve istiğfara da bir sahih tevbe-istiğfar gerekir... Çünkü bu şekilde davranmak, bir nevi Rabbimiz Allah ile alay etmektir... Hem kalben günaha istekli, hem bedenen o günahı işleyecek, hem de dil ucuyla tevbe-istiğfar edecek... Bu durum, Rabbimiz Allah ile alay değil de nedir?..
İbn Abbas (r. anhuma)'nın rivayetiyle şöyle buyurur Rasûlullah (s.a.s.):
"Yaptığı hata ve kötülüklere devam ederek, günahlardan (dil ucuyla) tevbe ve istiğfar eden, Rabbi ile alay etmiş olur." [11]
Emirü'l-rnü'minîn imam Ali (r.a.)'dan rivayet olunur:
Arabi'nin biri:
Allahım, ben Sen'den mağfiret dilerim, Sana tevbe ederim, derken işiten Hz. Ali:
“Ey adam, demiş. Öyle çabuk çabuk "tevbe ettim" demek, yalancıların tevbesidir. Tevbe altı şeyi içinde bulundurur.
Bunlar:
1) Geçmiş günahlara pişman olmak.
2) Farzları ifa etmek.
3) Başkalarının hakkını geri vermek.
4) Hısımlarla helâlleşmek.
6) Nefsini isyanda büyüttüğün gibi, Allah'a itaatte de eritmen ve ona günahların tadını tattırdığın gibi, ibadetlerin acılığını da tattırmandrr. [12]
Emirü'l-mü'minîn imam Ali (r.a.)'ın beyân ettiği üzere; nasuh tevbe eden bir mü'min müslümanın tevbesini kabul edeceğini beyân eden merhametlilerin en merhametlisi Rabbimiz Allah şöyle buyurur:
"Kullarından tevbeyi kabul eden, kötülükleri affeden ve işlemekte olduklarınızı bilen O'dur. O, iman edip salih amellerde bulunanlara icabet eder ve onlara kendi fazlından arttırır. Kâfirlere gelince, onlar için şiddetli bir azap vardır." [13]
"Gerçekten Ben, tevbe eden, inanan, salih amellerde bulunup da sonra doğru yola erişen kimseyi şüphesiz bağışlarım." [14]
"(Ben'den onlara) de ki: "Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü taşıran kullarım, Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir.
Azap size gelip çatmadan evvel Rabbinize yönelip dönün ve O'na teslim olun. Sonra size yardım da edilmez.
Rabbinizden size indirilenin en güzeline uyun. Siz, hiç şuurunda değilken, azap apansız size gelip çatmadan evevel.” [15]
Emirü'l-mü'minîn İmam Ali (r.a.)'a göre, bu ayet-i kerimenin hükmü bütün insanları kapsamaktadır.
İbn Şîrîn (rh.a.) diyor ki:
Bir gün Ali (r.a.):
“Kur'an'da en geniş ayet hangi, ayettir? Diye sordu. Orada bulunanlar:
“Kim bir kötülük işler veya nefsine zulmeder ve sonra Allah'tan bağışlanma dilerse, Allah'ı, mağfiret ve merhamet edici olarak bulur" [16] ayeti olduğunu söylediler.
Bunun üzerine Ali (r.a.):
“Kur'an'da:
"(Ey Muhammed, kullarıma şöyle dediğimi) söyle: "Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü taşıran kullarım, Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir" [17] ayetinden daha geniş bir ayet yoktur, dedi.[18]
İmam Fahrüddin er-Râzî (rh.a.) bu ayeti tefsir ederken çok faydalı bilgiler vermekte ve on maddede çok hikmetli şeyler izah etmektedir... Okuyanlar için faydalı olacağı düşüncesiyle burada naklediyoruz:
"Bil ki, bu ayet, ilahî rahmetin olacağına şu bakımlardan delâlet eder:
1) Allah Teâlâ, günahkârı "kulum" diye anmıştır. Kulluk ise, kişinin ihtiyaç içinde olduğunu, zillete düştüğünü anlatır. Rahîm ve Kerîm'e uygun düşen ise, miskin ve muhtaç kuluna hayır ve rahmetini bol bol vermesidir.
2) Allah Teâlâ, mütekellim yâ 'sı ile onları kendine nisbet ederek:
"Ey hendi aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü taşıran kullarım" buyurmuştur. Allah'a nisbet edilme şeref ve bahtiyarlığı, ilâhî azaptan emin olmayı ifade eder.
3) Cenab-ı Hak: "Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü taşıran" buyurmuştur. Bu, "o" günahların zararı Bana değil onlaradır. Dolayısıyla günahlardan ötürü zararın onlara yönelik olması, onlara yeter. Öyleyse bu kullara, ayrıca bir zararın verilmesine gerek yok, demektir.
4) Allah Teâlâ: "Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin" buyurarak, kullarını ümitsizliğe düşmekten nehyetmiştir. Binaenaleyh bu, âdeta bir ümit ve keremi (ikramı) bekleme hususunda bir emir olur. Ümidi ve keremi beklemeyi emrettiğinde Kerîm'e uygun düşen ancak keremdir.
5) Allah Teâlâ önce, "Ey kullarım..." demiştir. Binaenaleyh buna uygun olan O'nun: Rahmetimden umut kesmeyiniz" demesi idi. Ama O, böyle değil de:
"Allah'ın rahmetinden umut kesmeyiniz" buyurmuştur. Çünkü bizim, "Allah" dememiz, Allah'ın en büyük ve yüce ismidir. Dolayısıyla böylesine yüce bir isme nisbet (izafe) edilen rahmetin de rahmet ve lütuf çeşitlerinin en büyüğü olması gerekir.
6) Cenab-ı Hak: "Allah'ın rahmetinden umut kesmeyiniz" buyurunca gerekli olan, bunun peşinden:
"Çünkü O, bütün günahları bağışlar" demesi idi. Ama o, böyle değil de:
"Allah" ismini tekrarlayarak, en büyük te'kidi ifade eden "inne" edatını eklemiştir. Bütün bunlar, Rahman'ın vaadindeki mükemmelliğe delalet eder.
7) Eğer Cenab-ı Hak, "O, günahları bağışlar" demiş olsaydı, maksat yine anlatılmış olurdu. Ama O, buna te'kid ifade eden "cemian" lafzını da eklemiştir. Bu da rahmeti te'kid eden bir diğer husustur.
8) Allah Kendisini, "Gafur" diye tavsif etmiştir. Gafur lafzı ise, bu mağfiret hususunda çok ileri dereceyi ifade eder.
9) Cenab-ı Allah Kendisini "Rahîm" diye tavsif etmiştir. Rahmet ise, mağfirete ilave bir mânâ ifade eder. Dolayısıyla, "O, Gafurdur" ayeti, ilâhi cezayı gerektiren suç ve günahları sileceğine "Rahimdir" ifadesi de, rahmeti ve mükâfatı gerektiren şeyleri vereceğine bir işarettir.
10) Hak Teâlâ'nın: "Gafur ve Rahim olan ancak O'dur" sözü, hasr (ancak) mânâsı ifade edip, "O'ndan başka gafur ve rahîm yoktur" demektir. Bu, Allah'ın alabildiğine gufran ve rahmet sahibi olduğunu gösterir. Binaenaleyh işte bu on husus, ayette mevcuttur ve her biri de Allah'ın rahmet ve mağfiretinin mükemmelliğini göstermektedir. Allah'tan, bunları elde etmemizi ve fazl-u rahmeti sayesinde cezasından kurtulmamızı temenni ediyoruz." [19]
Küçük-büyük bütün günahlardan tevbe edip, katıksız bir iman ve salih bir amel ile yegâne Rab, İlâh ve Melik olan Allah Teâlâ'ya ibadete devam eden müttakî mü'min müslümanlar için şöyle buyurur Rabbimiz Allah:
"Şüphesiz muttaki olanlar, cennetlerde ve pınarlardadırlar. Rahlerinin kendilerine verdiğini alanlar olarak. Çünkü onlar, bundan önce ihsanda (güzel davranışta) bulunanlardı. Gece boyunca da pek az uyurlardı. Onlar, seher vakitlerinde istiğfar ederlerdi. Onların mallarında, dilenip isteyen (ve iffetlerinden dolayı istemeyip de) yoksul olan için de bir hak vardır. Kesin bir bilgiyle inanacak olanlar için yeryüzünde ayetler vardır. Ve kendi nefislerinizde de. Yine de görmüyor musunuz?.” [20]
Enes b. Malik (r.a.)'dan:
Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Allah (c.c) şöyle buyurdu: Ey Âdemoğlu, sen, Bana dua ettiğin ve Benden beklediğin müddetçe, sende olan hatalara rağmen Ben seni bağışlarım ve aldırış etmem. Ey Âdemoğlu, senin günahların göğün bulutlarına kadar ulaşsa ve sonra sen, Benden mağfiret dilesen, seni bağışlarım ve aldırış etmem. Ey Âdemoğlu, sen Bana dünya dolusu hatalarla gelmiş ve ancak Bana hiçbir şeyi ortak koşmamış olarak Benimle buluşmuş olsan, şüphesiz sana dünya dolusu mağfiret (bağışlama) ile gelirim." [21]
Göklerde ilâh ve yerde ilâh olan, [22] yerde de göklerde de egemenliğin kendisine ait olduğu, [23] hükmüne kimseyi ortak kılmayan [24] yegâne Rabbimiz Allah'ın şu rahmetine, şu lütfüna ve şu mağfiretine bakın!
Kendisine, yerde ve göklerde hiçbir şeyi ortak kılmayan, sapsağlam ve katıksız bir şekilde iman eden muvahhid mü'min kulunun günahlarını mağfiretiyle karşılayıp affeden Rabbimiz Allah'a razı olup kabul buyurduğu kâmil bir hamd ile hamd ederiz..
Rabbimiz Allah, dünya hayatında heva ve hevesim ilâh edinmeyen, yeryüzündeki tağutları ve tağutî düzenleri reddedip seksiz-şüphesiz Allah'a inanarak, sapsağlam kulpa yapışan [25] muvahhid mü'min kullarını, ne kadar günah işlemişse işlesinler samimi bir şekilde tevbe edip pişman olarak istiğfar ederlerse, kendilerini affedecektir...
Onların hatalarını, dünya hayatında diğer kullardan gizlediği gibi, ahirette mağfiret edeceğini, doğruların en doğrusunu beyân eden Allah, âlemlere rahmet olarak gönderdiği Rasûlü (s.a.s.) vasıtasıyla bunları beyân buyurmuştur...
Safvân İbn Muhriz el-Mazinî şöyle anltıyor:
Ben, bir keresinde Abdullah İbn Ömer'in elinden tutup giderken, birisi geldi de İbn Ömer'e:
“Rasûlullah'ın, necvâ (yavaşça söz söyleme) hakkındaki beyanâtını nasıl işittin (bunu lütfen bildirir misin)? Dedi.
İbn Ömer şöyle dedi:
“Rasûlullah (s.a.s.)'den işittim, şöyle buyurdu:
"Muhakkak Allah, Kıyamet günü mü'mini yaklaştırır ve onun üstüne şefkat kanadını ve koruma perdesini koyar da onu (mevkıf halkının gözünden) örter ve: (Ey kulum, işlediğin), falan günahı biliyor musun? Falan günahı biliyor musun? diye sorar.”
Mü'min de:
“Evet Rabbim, diye tâ bütün günahlarını takrir ile itiraf ettiği ve içinde helak olduğuna kanaat geldiği zaman Allah:
“(Ey kulum,) aleyhindeki bu günahları dünyada halktan gizledim. Bugün de senin lehine bunları mağfiret ediyorum,” buyurur.
Ve mü'minin hasenat defteri (sağından) kendisine verilir.
Kâfirlere ve münafıklara gelince (onlar için de peygamberlerden ve meleklerden birçok) "Şahitler:
"Rablerine karşı yalan söyleyenler bunlardır" diyecekler. Haberiniz olsun, Allah'ın laneti zalimlerin üzerinedir."[26]
Ebû Hüreyre (r.a.)'ın rivayetiyle Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Mü'min, Allah nezdindeki azabı bilse, cennetine kimse tamah etmezdi. Kâfir de, Allah indindeki rahmeti bilse, cennetinden kimse umudunu kesmezdi." [27]
Avn b. Abdullah, Emirû'l-mü'minîn İmam Ömer b. Hattâb (r.a.)'ın şöyle dediğini rivayet eder:
“Çok tevbe edenlerle düşüp kalkın. Zira onlar, kalpleri en yumuşak olan kimselerdir. [28]
Ümmetin İmamlarından olan İmam Ömer b. Hattâb (r.a.)'ın bu tavsiyesi, biz muvahhid mü'minler için hayatî bir düsturdur!..
Günahın açığını da, gizlisini de terk eden, [29]
Nasûh tevbe ile tevbe edip temizlenmek suretiyle Rabbimiz Allah'ın kendilerini sevdiği bir makama ulaşan [30] muvahhid mü'min müslümanlar, sâdıklarla ve çok tevbe edenlerle beraber olmalıdırlar...
Müşriklerden, kâfirlerden, zalimlerden, fasık ve facirlerden uzak durmalı, onlarla düşüp kalkmamalıdırlar... Kim, kimin dostu ve arkadaşı olursa, zaman içinde ondan gerek fikren, gerekse amelen etkilenir... Muvahhid mü'minler, dostluk ve arkadaşlık konusunda çok hassas olmalıdırlar!..
Abdullah b. Mübarek (rh.a.) şöyle diyor:
Rasûlullah (s.a.s.)'in şöyle buyurduğu bana ulaştı:
"Mü'min, iki korkulacak şey arasında bulunan bir kuldur: Allah'ın, o hususta ne yapacağını bilemediği geçmişteki günahının korkusu, içindeki, helak sebeplerinden hangisinin isabet edeceğini bilemediği, ömründen geri kalanının korkusu." [31]
Bundan dolayı muvahhid mü'minler, her zaman korku ile ümit arasında imanını ve salih amelini muhafaza ederek, her gün tevbeye devam etmelidirler!.. Rabbimiz şöyle buyurur:
"Allah, mü'min erkeklerin ve mü'min kadınların tevbesini kabul edecektir. Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir:” [32]
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Bakara: 2/153.
[2] Sûnen-i Tirmizi, Kitabü Fedaili'l-cihad, B. 2, Hds.1671. Sünen-i İbn Mâce Kitabü'l-Cihad, B. 7, Hds. 2767.
[3] Ankebut: 29/45.
[4] Sahih-i Buhârî, Kitabü'1-Ezan, B. 18, Hds. 28. Sahih-i Müslim, Kitabü'l-Mesacid, B. 53, Hds. 292. Sünen-i Dârimî, Kitabü's-Salât, B. 42, Hds. 1256. İmam Buhârî, el-Edebû'1-müfred, B. I08, Hds. 203. Ahmed b. Hanbel, Müsned, C.5, Sh. 53.
[5] Lokman: 31/17.
[6] Âl-i İmran: 3/135
[7] Sünen-i Ebû Davûd, Kitabü'1-Vitr, B.26, Hds. 1521. Sünen-i İbn Mâce, Kkabü İkameti's-salât, B.19,3, Hds.1395. Sûnen-i Tirmizî, Kitabü Tefsiri'I-Kur'ân, B. 4, Hds, 3191.
[8] Hud: 11/114
[9] Sünen-i Ebû Davûd Tercüme ve Şerhi, Çev. Necati Yeniel, Vdğ. İst. 1988, C.6, Sh. 23-24.
[10] Sûnen-i İbn Mâce, Kitabü'z-Zûhd, B.30, Hds.4252. Taberâni, Mu'cemu's-sagir Tercüme ve Şerhi, Çev. İsmail Mutlu, İst. 1996, C. l, Sh. 114, Hds. 55; C.1, Sh. 492, Hds. 367. İmam Hafız el-Mûnzirî, Hadislerle İslâm- Terğib ve Terhib, Çev. A. Muhtar Büyükçınar, Vdg., İst.1986, C.6, Sh. 134, Hds. 20-21. İbn Hibban ve Hakim'den. İbn Kesîr, Hadislerle Kur'ân-ı Kerim Tefsiri, Çev. Dr. Bekir Karlığa, Vdğ. İst.1986, C.14, Sh.7968. İmam Ahmed b. Hanbel'den.
[11] İmam Hafız el-Münzin, A.g.e., C. 6, Sh. 134, Hds.19. Beyhakî'den. İmam Suyutî, Cami’u’s-sagir Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Çev. İsmail. Mutlu, Vdğ. İst, 1996, C. 2, Sh. 237, Hds. 1816 (3387) Beyhakî'nin Şu'abü'l-İman'mdan.
[12] Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kuran Dili, Yeni Meâllî Türkçe Tefsir, İst.1936, C.6, Sh.5127.
Yeni baskısı: Yenda Yayınları, İst. 1997, C.8, Sh. 97.
[13] Şura: 42/25-26.
[14] Taha: 20/82.
[15] Zümer: 39/53-55.
[16] Nisa: 4/110
[17] Zümer: 39/53
[18] Ebü Cafer Muhammed b. Cerîr et-Taberî, Taberî Tefsiri, Çev. Hasan Karakaya-Kerim Aytekin, İst, 1996, C.7, Sh.181.
[19] Fahrüddin er-Râzî, Tefsir-i Kebir Mefâtîhu'1-gayb, Çev. Prof. Dr. Suat Yıldırım Vdg., Ank. 1995, C.19, Sh.204-205.
[20] Zariyât: 51/15-21.
[21] Sünen-i Tirmizî, Kitabü'd-Daavat, B. 105, Hds. 3770. Taberâni, A.g.e., C.2, Sh. 256, Hds. 564. İbn Kesir, A.g.e., C.4, Sh.1723. İmam Ahmed b; Hanbel'den.
[22] Bkz. Zuhruf, 43/84; Casiye,45/37.
[23] Bkz. Yusuf: 12/40; Rum: 30/26; Al-i İmrân: 3/83.
[24] Bkz. Kehf: 18/26.
[25] Bkz. Bakara: 2/256.
[26] Hud: 11/18. Sahih-i Buharı, Kitabü'l-Mezalim ve'1-gasb, B. 2, Hds 2. Sahih-i Müslim, Kitabü't-Tevbe, B.8, Hds. 52.
[27] Sahih-i Müslim, Kitabü't-Tevbe, B. 4, Hds. 23.
[28] Ahmed İbn Hanbel, Kitabü'z-Zühd, Çev. Mehmed Emin İhsanoglu, İst. 1993, C.1, Sh. l77, Hds. 629.
[29] Bkz. En'am: 6/120.
[30] Bkz. Bakara: 2/222.
[31] Abdullah b. Mübarek, Kitabü'z-Zühd ve'r-rakaik-Zahidlik ve incelikleri, Çev. M. Adil Teymur, İst. 1992, Sh.74, Hds. 304.
[32] Ahzab: 33/73.
RADYO FANİDUNYA FM.
www.fanidunya.net