BUNA DÜNYA DERLER
“Dünya¸ her zamankinden daha çok insanoğlunu kendisine tutsak etmiştir.
Dünyanın imkânlarının aşırı biçimde eşitsiz paylaşımı yüzünden birçok kıtada insanlar açlıkla¸ ölümle yüz yüzedir.
İnsanın elde etme¸ daha çok kazanma¸ biriktirme hırsı ve ötekiyle paylaşmaması yüzünden¸ yeryüzünde her zamankinden daha çok gözyaşı ve mutsuzluk vardır.”
“Buna dünya derler hepisin geçer/Hangi günü gördün akşam olmamış” der bir halk türküsü.
Dünya geçip giden bir şeydir¸ dünyalıklar ve dünyadakiler de geçici ve uçucudur.
Bir İlâhî haberde¸ “Her şey yok olucudur¸ ancak azamet
“Dünya¸ her zamankinden daha çok insanoğlunu kendisine tutsak etmiştir.
Dünyanın imkânlarının aşırı biçimde eşitsiz paylaşımı yüzünden birçok kıtada insanlar açlıkla¸ ölümle yüz yüzedir.
İnsanın elde etme¸ daha çok kazanma¸ biriktirme hırsı ve ötekiyle paylaşmaması yüzünden¸ yeryüzünde her zamankinden daha çok gözyaşı ve mutsuzluk vardır.”
“Buna dünya derler hepisin geçer/Hangi günü gördün akşam olmamış” der bir halk türküsü.
Dünya geçip giden bir şeydir¸ dünyalıklar ve dünyadakiler de geçici ve uçucudur.
Bir İlâhî haberde¸ “Her şey yok olucudur¸ ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zâtı bâkî kalacak.” (55/Rahmân¸ 26. 27) buyrulmuştur.
İlâhî bir boyutu olmayan her şey yok olur.
Allah’a râci olan en küçük bir iş¸ bir eylem¸ bir güzellik¸ bir iyilik sonsuzdur ve sınırsız değerdedir.
Dünya için yine bir haberde şöyle denilmiştir:
“Dünya bir köprüye benzer. Oraya yerleşemezsin¸ sadece gelip geçersin.”
Yüreği kazanma ve biriktirme hırsıyla boğulmuş insanlar¸ dünyaya yerleşmeye¸ köprü üzerine bina kurmağa kalkışanlardır.
Bu niyetin bir gün dönüp kendini vuracağından emin olunuz.
Çünkü hırs ateştir¸ yakanı da¸ yaktıranı da¸ kendini de bir gün yakar.
İnsanlar hırsla hem kendilerini hem dünyayı yiyip bitiriyorlar.
Oysa bizler¸ buraya O’nu tanıyıp itaat etmek ve O’nunla şereflenmek üzere geldik.
Dünya¸ bir yolcunun bir ağacın gölgesinde birkaç saat dinlenişidir.
Dünya¸ ‘bir varmış bir yokmuş’tan ibarettir.
Hırş tamah ve açgözlülükle¸ biz¸ dünyanın sonsuz kalınacak bir yurt olduğunu sanırız.
Bu sanı ile ömür sermayesini tüketir ve sınavı yitiririz.
Bu hazin halimiz¸ kendi kendimizi aldatmaktan başka nedir?
Bir zamanlar İlahî Hakikat’le onurlanmış olan Endülüs’lü bilgeler arasında ‘fütüvvet’ gerçeği belirmişti.
Aralarında İbn-i Arabî hazretlerinin de bulunduğu bazı âriflerde bu düşünce uyanmış ve kuvvet kazanmıştı.
Fütüvvet¸ kişinin kendisinden çok ötekini düşünmesidir.
Kendi ihtiyaçlarını ötelemesi¸ başkasının ihtiyaçlarını kendi ihtiyaç ve çıkarlarına tercih etmesidir.
Bu erdem¸ fütüvvet öğretisinin temelini oluşturuyordu.
Bir esnaf ahlâkı ve örgütü olan Ahîlik¸ işte bu ilkeye dayanır.
İnsanın kendisinden ziyade başkasını düşünmesi bir ahlâkî zemin olarak Ahîlik’in günümüze değin bereketli bir ticaret ahlâkı olarak ulaşmasına yol açmıştır. Modernleşme belasına fazla dûçâr olmayan¸ geleneksel niteliklerini korumayı kısmen de olsa başarmış Anadolu şehirlerinde bu ahlâkın izlerine bugün bile rastlarız. Kaldı ki büyük kentlerimizde de¸ esnaf arasında böylesi bir ahlâkî ilke alttan alta kendisini hissettirir.
Özellikle zekat¸ fitre ve sadaka gibi infak güzelliklerinin yoğunlaştığı Üç Aylar’da ve bilhassa Ramazan’da¸ fütüvvet ahlâkı adeta yeniden canlanır. İkisi olan birini mutlaka ötekine infak eder¸ bağışlar. Gerçi sadakaların en erdemlisi¸ insanın bizâtihî kendisini¸ kendi varlığını ve enerjisini tasadduk etmesidir. Ama sahip olunan malda yoksulların¸ çaresizlerin¸ kimsesizlerin ve yetimlerin hakkı olduğu için paylaşılması zorunludur ve esastır.
Zekat vb. tasadduklar¸ gerçekte ‘sahip olma’nın arındırılmasıdır.
Namaz nasıl ‘olma’nın¸ ‘varoluşun’ arındırılmasıysa¸ tasadduk da sahiplik duygusunun arınmasıdır.
İnsan benlikten¸ tamahtan¸ açgözlülükten¸ cimrilikten ve sahiplikten ancak vererek arınır.
Bu bir bağışlama da değildir. Başkasının hakkı olanı¸ kendisine emanet edilmiş olanı paylaşmasıdır. Paylaşmaksızın insan arınamaz ve erdemli hale gelemez.
Dünya¸ her zamankinden daha çok insanoğlunu kendisine tutsak etmiştir.
Dünyanın imkanlarının aşırı biçimde eşitsiz paylaşımı yüzünden birçok kıtada insanlar açlıkla¸ ölümle yüz yüzedir.
İnsanın elde etme¸ daha çok kazanma¸ biriktirme hırsı ve ötekiyle paylaşmaması yüzünden¸ yeryüzünde her zamankinden daha çok gözyaşı ve mutsuzluk vardır.
Fakat umutsuzluğa gerek yok. Dünyanın büyük bir bölümündeki bu yaygın umursamazlık ve adaletsizliğin yanı sıra¸ paylaşmanın vazgeçilmezliğine ve yüceliğine inananlar artmaktadır.
Biriktirmenin dünyanın doğasıyla çeliştiğini fark edenler çoğalmaktadır.
Başkasının derdiyle dertlenen fütüvvet ehli kişiler halen aramızda yaşamaktadır.
Bize düşen¸ çaresizlerin çaresi olmaktır.
Geçici olan dünyada¸ dünya için biriktirmek değil¸ paylaşıldıkça çoğalan bir güzellik ve hayrı dilemektir.
Unutmayalım¸ ‘buna dünya derler hepisin geçer/hangi günü gördün akşam olmamış’.
Gözümüzü her an Hakikat’in bizatihi kendisine¸ hem de ansızın açacağız.
O zaman bu hayat uykusundan uyanacak¸ rüyadan gerçeğe döneceğiz.
Dünya bize sunulmuş bir armağandır.
Biz¸ dünyanın kalbiyiz.
Onun gerçeği¸ bizim insanlığımızla gerçekleşir.
O halde¸ malımızı¸ mülkümüzü¸ paramızı¸ maddî varlığımızı¸ ilmimizi¸ irfanımızı ve güzelliklerimizi paylaşmalı ve dünyada şairane oturan bir varlık olmalıyız.
Yeryüzü bizimle onurlanacaksa¸ bunun yolu infaktan ve adaletten geçecektir.
Adaletten ve şefkatten.
Şefkatten ve merhametten.
Çünkü O¸ âlemlere rahmet olarak âlemlerin kalbine inmiştir.