www.FaniDunya.Net |HUZURUN, DOSTLUGUN, KARDEŞLİGİN EN GENİŞ PAYLAŞIMIN TARAFSIZ, KALİTELİ, DEVAMLI HİZMETİN ADRESİ
FANİDUNYA NET iSLAMİ YAŞAM HAYAT TOLUM VE AİLE => İSLAMİ YAŞAM HAYAT TOLUM VE AİLE => Tevekkür Tevhid => Konuyu başlatan: fanidunya - Haziran 13, 2020, 08:34:42 ÖÖ
-
Hz. İprahim ve Tevhid Mücadelesi
(https://s12.directupload.net/images/200606/awlpibls.jpg) (https://www.directupload.net)
Babil halkı, Yüce Allah’a inanmaz, çeşitli putlara özellikle de gök cisimlerine tapardı. Putları, ruhların sembolü sayarlardı. Çokça put haneleri hatta put bakanı olan bir ülkede dünyaya gelir Hz. İbrahim, “Tek başına bir ümmet…’’ olarak tanımlanır (Nahl,16/120), Hz. Adem ve Hz. Nuh’tan sonra insanlığın üçüncü atası olarak bilinir. “Ben batanları sevmem” diyerek gerçek bilgiye ulaşan Hz. İbrahim, yer yüzünde Allah’ın adının anıldığı ilk mabet olan Kabe’yi yeniler. O artık Tevhid’ in bayraktarı ve insanlığın imamı, önderidir…
Allah’ın dostu (Halilullah):
Yüce Allah’a olan sevgi ve bağlılığından dolayı, ayrıca çok cömert olduğu ve insanlardan bir şey istemediği için bu unvana sahiptir. Kur’an’da değişik sıfat ve övgülerle anılan Hz. İbrahim’e 10 sayfalık bir kitap verildiği, uzun yıllar yaşadığı belirtilir. Ömrünün sonuna doğru Mısır’a giden Hz. İbrahim Kudüs yakınlarında Halilü’r-rahman denilen yerde vefat etmiştir.
Kur’an’da Hz. İbrahim’in öğretisine kalıcı bir değer yüklendiği görülür. Hz. Peygamber’e: “Doğru yola yönelerek İbrahim’in milletine/ dinine uy…” (Bakar,2/132) diye emredilmesi; Resul-i Ekrem’in de: “Ben müsamahalı ve kolay olan Haniflik ile gönderildim…” demesi bu yüzdendir.
Hanif inancı;
Yüce Yaratıcı’ya yönelen, Allah’ın varlığı ve birliği inancını ilke edinen tevhid inancı... Haniflik zamanla unutulmuş olsa da az sayıdaki temsilcileri tarafından tevhid inancının izleri hep var olagelmiştir.
Tevhid mücadelesi:
Hz. İbrahim’in gerek hayatında gerekse tevhid mücadelesi ve ahlaki erdemleri gerçekleştirmede pek çok ibretli mesajlar görülür.
Hz. İbrahim ve diğer bütün peygamberlerin mücadelesi, “La ilahe illallah” ( Allah’tan başka ilah yoktur) sözünün anlaşılması yönünde olmuştur.
Nitekim şirk bataklığına saplanmış olan Mekke müşrikleri her şeye rağmen alemleri yaratıp idare eden bir Yüce Yaratıcının varlığını kabul etmekteydiler. Söz gelimi; “Kainatın iki yaratıcısı vardır, bir şey yaratırken Allah’ın yanında bir yaratıcı daha vardır” demiyorlardı. Asıl sorun Allah’ın tek olduğunu inkar etmeleriydi Kur’an’ın ifadesiyle: “Onlara gökleri ve yeri kim yarattı? diye sorsan, elbette Allah, diyeceklerdir…”(Lokman,31/25).
“Onların çoğu Allah’a ortak koşmaksızın O’na inanmazlar…” (Yusuf,12/106).
Müşriklerin tarih boyunca yaptıkları tam olarak şöyledir: Allah’ın tek yaratıcı olduğunu inkar etmenin yanı sıra; başka ilahları O’na eş koşuyor ve onları, Allah katında kendilerine şefaatçi kılıyorlardı. Gerekçe olarak da şöyle diyorlardı: “Biz bunları sırf bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz.” Ayrıca onları Allah’ı sevdikleri gibi seviyorlardı.
Hz. Peygambere:
“İlahları tek bir ilah mı yaptı? Doğrusu bu şaşılacak bir şeydir…” (Sad,38/5) diye şiddetli tepki göstermeleri bu yüzdendir.
YENİ BİR TOPLUM İNŞA ETME
İnanç temeli üzerine kurulan İslam toplumu, çoğulcu bir toplum olan “ümmet” bilinciyle İbrahimi dinin bariz vasfıdır. Allah’ın; “Yeryüzünde hor ve güçsüz bırakılanların hakim konuma getirilmesi ve önder toplum” (28/5) olacaklarını vadettiği toplum işte bu toplumdur.
Yüce Allah’ın Hz. Adem’den beri süregelen ve bütün peygamberlerin tebliğ ettiği tek din, özünde Allah’ın varlığına ve birliğine iman, temelinde de kalp ile tasdik ve ikrar olan İslam’dan başkası değildir. Allah’ın insanlar için seçtiğini ifade ettiği bu dinin özü ve değişmez sabiteleri ise şunlardır:
Tevhid:
Kur’an’da adı geçen peygamberlerin seyri incelendiğinde tüm peygamberlerin; karşıt muhataplarına yaptıkları ve ısrarla üzerinde durdukları ilk tebliğin tevhid ilkesi olduğu açıkça görülecektir. Öyle ki, bu dinin temel direği tevhittir, dense yeridir. Çünkü Kur’an, Allah ile kul arasında oluşturulan her türlü aracılık anlayışını şiddetle reddeder.
Aracılık vasıtasıyla dinden nemalanma ya da dini tekeline alarak bunu bir baskı ve zulüm aracı haline getirmek gibi şirke aralanan kapıları temelli kapatan Kur’an, hiçbir dini sınıf ve Allah ile kul arasında aracı kabul etmez. Fakat insanlık bu muhteşem mesajı hiçbir zaman gereği gibi anlayamamıştır.
Adalet:
Allah katında insanların inanıp inanmamaları değil, adil olup olmamaları önceliklidir. Yüce Allah ister inansın, ister inanmasın her durumda ve her anda değişmeyen ilke olarak “adaletli olmayı” emreder: “Ey insanlar! Kendiniz, ana-babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa, adaleti titizlikle ayakta tutun ve sırf Allah için şahitlik edenlerden olun…” (4/135).
Ne yazık ki insanlar bu temel ilkeyi de ‘‘kendi çıkarlarına yönelik bir yarar” anlamında yorumlamışlardır.
Eşitlik:
Allah katında tüm insanlar; kadın-erkek, zengin-fakir, zayıf-kuvvetli ayırımı yapılmaksızın eşittir, zira hepsinin yaratıcısı Allah’tır: “Ey insanlar! Şüphesiz biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık, birbirinizi tanımanız için sizi soylara, kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanızdır…” (49/13).
Dinin nihai amacı adalete dayalı eşitlik anlayışını yeryüzüne hakim kılmaktır. Bu aslında bir insanın fakir ya da zengin olması, teninin rengi, ya da kadın-erkek olması, Allah katında üstünlük anlamında bir değer ifade etmez.
Hz. İBRAHİM’İN VASİYETİ
Hz. İbrahim, Allah’a karşı davranışının aynısını çocuklarına da önerdi. Daha sonra Hz. Yakup da çocuklarına şunu öğütledi: “Evlatlarım’ Allah size bu İslam dinini seçti. Hayatınızın sonuna kadar Müslüman olarak yaşamaya çalışın” (2/132).
“Ey Muhammed! Sen de dosdoğru yola yönelerek İbrahim’in dinine uy. İbrahim hiçbir zaman Allah’a ortak koşmadı…” (16/123).
Peygamberlerin örnek hayatı, bütün hayatın başlangıcı ve bir tür açılımıdır. Medeniyeti bir ağaca benzetirsek eğer. peygamber hayatı da hiç kuşkusuz o ağacın çekirdeği konumundadır.