Kayıt Ol
Giriş Yap
Menu
Ana Sayfa
Forum
Yardım
Ara
Giriş Yap
Kayıt Ol
www.FaniDunya.Net |HUZURUN, DOSTLUGUN, KARDEŞLİGİN EN GENİŞ PAYLAŞIMIN TARAFSIZ, KALİTELİ, DEVAMLI HİZMETİN ADRESİ
FANİDUNYA NET GENEL
KUR'ANI KERİM
YENİ - Kur'an Günlüğü
Kur’ân Günlüğü 27 Cüz
FANİ DUNYA FORUM HABERLER
« önceki
sonraki »
Yazdır
Sayfa: [
1
]
Aşağı git
Gönderen
Konu: Kur’ân Günlüğü 27 Cüz (Okunma sayısı 117 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
fanidunya NET
Administrator
İleti: 8296
Kur’ân Günlüğü 27 Cüz
«
:
Mart 27, 2025, 06:50:49 ÖÖ »
Kur’ân Günlüğü 27 Cüz
“Göklerin ve yerin tamamı Allah’a ait olduğu halde size ne oluyor da Allah yolunda infak etmiyorsunuz? İçinizden fetihten önce infak eden ve savaşanlar ötekilerle bir değildir. Onların derecesi, daha sonra infak eden ve savaşanlardan üstündür. Bununla birlikte Allah her birine en güzel olanı vadetmiştir.
Allah, yaptıklarınızdan tamamen haberdardır. Kim Allah’a güzel bir borç verirse Allah bunu kat kat artırır. Ayrıca onun için çok değerli bir mükâfat da vardır” (Hadîd 57/10-11).
Kimin malını kime infak ediyoruz?
Kimimiz ağa çocuğu olarak dünyaya geliyor; kendimizi servet içerisinde buluyoruz. Kimimiz de üstün zekalı olmak, sanat veya spor konusunda üstün yetenekli olmak gibi doğuştan birtakım kabiliyetlerle doğuyor ve bu yeteneklerimiz sayesinde hayatımızın bir döneminde mal-mülk sahibi oluyoruz. Kimimizin ticareti de hiç umulmadık bir şekilde beklenenden çok daha iyi gidiyor ve kısa sürede ciddi kazanımlar elde ediyoruz.
Neticede bir şekilde kader bizi az ya da çok mal-mülk sahibi kılıyor. Elbette ki bizim de çabamız oluyor bunları kazanmak için. Ancak doğuştan sanata ve spora yeteneği olmayan birisi ne kadar çabalarsa çabalasın iyi bir sanatçı ya da sporcu olamıyor. Doğuştan bu yeteneklere sahip olan da bir şekilde bu yeteneklerini keşfediyor ve kullanmak durumunda kalıyor. Zengin bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen biriyle fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen biri, çok farklı şartlarda hayat standartlarına sahip olarak yaşamaya mecbur oluyor. Hâsılı, rızıkları paylaştıran, Rezzâk olan Hak Teâlâ’dır. Şu meâldeki âyet-i kerîmede bu durum açıkça ifade buyurulmuştur: “Rabbinin rahmetini (nimetlerini) sanki onlar mı paylaştırıyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini/maişetlerini biz paylaştırdık. Bir kısmı diğerini istihdam etsin diye kimini kiminden üstün kılan Biziz. Rabbinin rahmeti onların biriktirdiklerinden daha hayırlıdır.” (Zuhruf 25/32). Şu hâlde, sahip olduğum her ne varsa O’ndandır ve O’nundur. O zaman şu soruyu iyi düşünmeliyim:
“İnfak ederken, kim kime ve kimin malını infak etmektedir?” Yukarıda meâlini verdiğimiz âyet-i kerimede her şeyin gerçek sahibinin ve mirasçısının Allah olduğu bildirilmiştir. Yani hakikatte hiçbir şey bana ait değildir. Sağlıktan zekaya, maldan makama kadar sahip olduğum her nimet, sadece kısa bir süreliğine denenmek için bana verilmiştir. Bunları veren Allah’tır, mülk O’nundur. Ben sadece O’nun bana verdiklerini yine bana verdiği süre kadar kullanabilirim. Günü geldiğinde, dünyada bana ait olduğunu zannettiğim her şeyi sonsuza dek ardımda bırakıp gideceğim. O hâlde, “Allah yolunda infak et!” denildiğinde, nasıl olur da “Benim malımdan niye infak edeyim? Ben kazandım, ben emek harcadım, niye başkalarına infak edecekmişim?” d(iy)ememeliyim. Zira her şeyin asıl sahibi O’dur. Yunus Emre Hazretleri’nin buyurduğu gibi “Mal sahibi mülk sahibi/Hani bunun ilk sahibi/ Mal da yalan mülk de yalan/Var biraz da sen oyalan!” düşüncesinden hareketle benim aslında gerçek mal sahibi olmadığımı, bana verilenin geçici bir yalan mülkten ibaret olduğunu fark etmeli; mülkün ilk ve tek sahibinin Yüce Mevlâ olduğunu her daim hatırda tutmalıyım.
Bu noktada, Efendimiz’in (sav) şu güzel sözünü hatırlamalıyım: “İnsanoğlu, “Malım, malım!” deyip duruyor. Ey insanoğlu! Yiyip tükettiğin, giyip eskittiğin veya sadaka olarak verip sevap kazanmak üzere önden gönderdiğinden başka malın mı var ki?” (Müslim ve Tirmizî). Dolayısıyla malımızı iki şekilde kullanabiliriz: Ya cimrilik ve tamahkârlık göstererek sadece kendimiz için kullanırız ya da Allah yolunda/insanlara iyilik yapmak için infak ederek ebedî hayatımızda bize ebedî kazanımlar sağlayacak şekilde bir ahiret yatırımına dönüştürebiliriz.
“Allah yolunda infak etmek” ne demektir? Allah’ın verdiği rızkı/malı/nimeti, Allah’ın Kitabı’nda uygun gördüğü ve Resûl-i Ekrem’in hayatında uyguladığı ve öğrettiği şekilde harcamaktır. Bunların başında kişinin aile efradına infak etmesi, yani onları kimseye muhtaç etmeyecek şekilde geçimlerini sağlaması gelir. Allah’ın dininin yayılması için yapılan her türlü harcamadan fakir fukaraya yapılan yardımlar ve yol, okul, köprü vs. gibi kamu yararına yapılan tüm yardımlar buna girer.
Fetihten önce infak edip savaşmak fetihten sonra infak edip savaşmaktan efdaldir
Meâlini arzettiğimiz 10. âyet-i kerimede dikkat çekici bir ifade vardır: “İçinizden fetihten önce infak eden ve savaşanlar ötekilerle bir değildir. Onların derecesi, daha sonra infak eden ve savaşanlardan üstündür.”
Müfessirlerimize göre buradaki fetihten maksat Mekke’nin fethi ya da dünkü yazımızda konu ettiğimiz Hudeybiye Anlaşması’dır. Âyetten anlaşıldığına göre zor zamanlarda infak etmek ve savaşmak, kolaylık zamanlarında infak etmek ve savaşmaktan daha üstündür. Meşakkat ne kadar büyükse mükâfat da o kadar büyük olacaktır.
Allah’a borç vermek ne demektir?
Meâlini arzettiğimiz 11. âyette Allah’a borç vermekten söz edilmiştir. Allah’a borç vermek ne demektir? Bir insan, Allah’a nasıl borç verebilir?
Neden böyle bir ifade kullanılmıştır? Bu âyetin benzeri Bakara Suresi’nin 245. âyetinde de geçer. O âyetin tefsirinde, kaynaklarda bir anekdot zikredilir.
Bu anekdot, sahâbenin bu tür âyetleri nasıl anladıklarını gösteren muhteşem bir örnektir. “Kim Allah’a güzel bir borç verirse Allah bunu kat kat artırır.” meâlindeki Bakara Suresi’nin 245. âyeti nazil olunca, bu âyeti duyan Ebu’d-Dahdâh (ra) isimli bir sahâbî Resûl-i Zîşân Efendimiz’e (sav) gelir ve der ki “Ya Resûlallah! Allah bizden borç mu istiyor?” Efendimiz (sav) “Evet Ebu’d-Dahdâh, aynen öyle.”
buyurur. Bunun üzerine “Ya Resûlallah! O hâlde elinizi verin” der ve devam eder “Benim altı yüz hurma ağacı olan bir bahçem var. Onu Rabbime borç verdim.” Sonra da o bahçeye gider ve orada bulunan hanımına “Ben, bu bahçeyi Rabbime ödünç verdim.”
der (Bk. İbn Kesîr, I/655). Ne muhteşem bir kulluk! Ne muazzam bir itaat! Ne büyük bir muhabbet! Ne derin bir kavrayış! Hakikaten, Ebu’d-Dahdâh’ın (ra) bu tavrı, sahâbe-i kiram efendilerimizin âyetleri tatbik etme hususunda ne kadar gayretli olduklarını gösteren çok etkileyici bir örnektir. Bu âyeti okuduğumuzda “Demek ki Rabbim benden borç istiyormuş. O hâlde, O’nun bana emanet etmiş olduğu şu malı, O’na borç verdim gitti.” diyebilmek ne büyük bir devlet ve bahtiyarlıktır.
“Allah’a borç vermek” ifadesi, biri genel biri özel olmak üzere iki şekilde anlaşılabilir:
1. Allah’a borç vermek, genel anlamıyla Allah yolunda infak etmek demektir. Kişi, kendisine Rezzak olan Allah tarafından tevdi edilmiş bir malı O’nun yolunda infak ederken “Ben şimdi bunu Rabbime borç vermiş gibi mi oluyorum?” diyerek manen haz almalıdır. Elbette ki mal da O’nun, mülk de O’nundur; dolayısıyla “Allah’a borç vermek” ifadesi, mecazî bir manada kullanılmıştır. Borç verirken, verdiğimiz insanın güvenilir olup olmadığına ve ileride bize borcunu ödeme imkânının olup olmadığına bakarız. Allah yolunda infak için böyle bir ifadenin kullanılması, O’nun istediği yerlere infak ettiğimizde, adeta O’nun bunu bizden bir borç gibi kabul ettiğini ve sonsuz cömertliği sayesinde bunu kat kat fazlasıyla bize geri ödeyeceğine işaret eder.
2. Allah’a borç vermek, Allah rızasından başka bir menfaat beklenmeden borca ihtiyacı olan birine borç vermektir. Müslümanlar bu şekilde verilen borç için güzel bir kavram geliştirmişlerdir: “Karz-ı hasen (güzel borç)”.
Bu şekilde borç veren kişi, borçludan menfaat beklemez, yalnızca ödeme imkânına kavuştuğunda borcun aslını ödemesini ister ve bunu Allah’ın rızasını kazanmak amacıyla bir insanın sıkıntısını gidermek için yapar. Kutsî hadislerden öğrendiğimize göre Allah Teâlâ, nerede ve hangi davranışta rızası bulunuyorsa ve bir kulu nerede mutlu ediliyorsa orada kendisi bulunuyormuş gibi bir ifade kullanarak kullarını hayırlı işlere, yardımlaşma ve dayanışmaya teşvik etmektedir. Mesela bir hastayı ziyaret etmeyi kendisini ziyaret etmek, aç bir kimseyi doyurmayı kendisini doyurmak olarak ifade buyurmuştur (Müslim, “Birr”, 43).
Cenâb-ı Hak bu âyette kendisine borç verenlere iki mükâfat vadetmiştir: Kat kat fazlasını dünyada ona geri vermek ve buna ilaveten ahirette ona büyük bir mükâfat vermek. Öyleyse Ramazan-ı Şerif’in sonlarına geldiğimiz şu günlerde imkânımız ölçüsünde zikrettiğimiz her iki şekliyle Rabbimize borç vermeye çalışalım.
Mahmut Ay.
İNTERNET RADYOMUZ 24 SAAT YAYINDADIR.
Yükleme linklerini görebilmek için üye olmanız gerekmektedir.
Üye Ol
veya
Giriş Yap
Kayıtlı
Yazdır
Sayfa: [
1
]
Yukarı git
« önceki
sonraki »
www.FaniDunya.Net |HUZURUN, DOSTLUGUN, KARDEŞLİGİN EN GENİŞ PAYLAŞIMIN TARAFSIZ, KALİTELİ, DEVAMLI HİZMETİN ADRESİ
FANİDUNYA NET GENEL
KUR'ANI KERİM
YENİ - Kur'an Günlüğü
Kur’ân Günlüğü 27 Cüz